Oturup biraz düşünmem gerektiğini anladım.
Eve gidip içinde bulunduğum ruh halini biraz da olsa bastırsın diye çay demledim.
Beklediğimden kolay olmuştu.
O her ilişki sonunda söz konusu olabilen klasik kelimelerden bahsetti ben çay demlemeyi düşündüm.
O neden yürütemediğimize ilişkin tahminlerinden bahsetti, ben çay demlemeyi düşündüm.
O birbirimize göre olmadığımızı kanıtlar biçimde konuşurken tabağının kenarındaki peçete ile dudağının kenarındaki kahve izini sildi, ben 3 şekerli içtiğim çayın dudağımda bıraktığı gevrek tadı dilimle toplayıp ağzıma sürükledim.
Felsefe ya da edebiyat üzerine konuşmamızın gereği yoktu çünkü bunlar ilişkinin başında karşı tarafı etkilemek için kullanılan metalardı.
Rüzgar arada esip saçlarını dağıtmasa beni öldürürken kılı kıpırdamadı diyebilirdim.
Biraz da sonrasını konuştuk, birbirimize başarılar diledik ama korkunç olan gerçekten başarılı ve mutlu olmasını istemiştim.
Bu dileğimin hedefine ulaşma ihtimali vardı.
Başarılı olursa onu artık onu göremezdim zira bizi karşılaştıran şey başarısızlıklarımızdı.
Son anda kıvırıp içimden başarılı olmamasını temenni ettim.
Ya mutlu olursa? Onu başkası ile sevişirken düşünmek beni deliye döndürebilirdi.
Mutlu da olmasın o zaman.
Zaten mutluluk son derece geçici bir kavram ve onun hayatında kalıcı şeyler olsun istiyordum.
Bunlar olurken iki defa daha eve gidip çay demlemeyi düşündüm.
Kağıda sarılı küp şekerin samimiyetten uzak duruşu her ikimizinde masadan ayrı birer insan olarak kalkmasına neden olacaktı.
Bunu istemiyordum ama prensiplerim gereği Aşk'a boyun eğmeyi doğru bulmuyordum.
Bu gibi durumlarda çay demliyor olmayı kurtuluş yolu olarak görmek beni rahatlatıyordu.
Bardağın içine atılan çay kaşığının çıkardığı ses, bardakları ısıtmak için boca edilen sıcak suyun iki bardak arasında gidip gelişi ve açık mı içersin demli mi, sorusunun dayanılmaz nezaketi. Asıl konu buydu çay demli mi içilmeliydi açık mı, 3 şeker çayın asal tadını yok ediyor muydu, yoksa her damak çayı farklı mı tanıyordu.
Yoksa çay hepimize aynı yakınlıkta durmuyormuydu.
Bütün bu sorular kafamı karıştırmaya başlamıştı.
İyice dağılmıştım ona bir kez daha baktım ve ne yapmamız gerektiğini sordum.
Başını biraz öne eğip kahvesine doğru baktı fakat kahveye bakıyormuş süsü verip üzgün maskesi takacağını biliyordum "böyle devam edemeyiz" dedi.
"Peki" dedim ne kaybettiğini ileride anlayacaksın, alay eder gibi güldü.
Kızdım, kızdım ama belli etmedim.
Birinin karnıma sağlam bir kroşe indirdiğini hissedebiliyordum.
Daha kötüsü seviyor olmanın bir şeyi değiştirmediğini anlayacak kadar büyümüştük.
Başımı çaya doğru eğdim yüzüme "çok pis bir final yapacağım tamam mı" maskemi taktım ve ona dedim ki..
Çay dedim,çay.
Zaten çayı hiç güzel demleyemiyordun..