1987 yılında, bir New York Times makalesi “Araştırmalar, Pozitif Düşüncenin Gücünü Doğruluyor” başlığıyla yayınlanıyordu . Alt başlık ise daha açıktı: “Polyanna haklıydı”. Bu, birçok insan için, depresyon, anksiyete, nevroz gibi akli sorunların incelenmesi ile ilişkilendirilen Psikoloji’nin, aynı zamanda akli sağlık ve esenlik üzerine de çalıştığının göstergesi olmuştur.


Pollyanna Haklı mıydı ?
Bölüm 11987 yılında, bir New York Times makalesi “Araştırmalar, Pozitif Düşüncenin Gücünü Doğruluyor” başlığıyla yayınlanıyordu . Alt başlık ise daha açıktı: “Polyanna haklıydı”. Bu, birçok insan için, depresyon, anksiyete, nevroz gibi akli sorunların incelenmesi ile ilişkilendirilen Psikoloji’nin, aynı zamanda akli sağlık ve esenlik üzerine de çalıştığının göstergesi olmuştur. 1987’den sonra, mutluluk ve tatmin edici bir yaşama duyulan bilimsel ilgi hızla artmaya başlamıştır.
Konu, ilk bakışta gereksiz ve önemsiz görünebilir. Neden bize mutluluğu anlatacak bir bilime ihtiyacımız olsun? Ancak, böyle bir bilime ihtiyacımız var. Son 40 yıldır, ekonomik büyüme ve bireylerin refah seviyesindeki yükseliş, gelişmiş ülkeler için belirleyici bir özellik olarak görülmekte. Diğer taraftan, kişilerin mutluluk seviyesinde buna paralel bir yükselişe işaret eden veriler yok. Bu durum, araştırmaların, zengin insanların fakir olanlara göre sadece biraz daha mutlu olduğunu göstermesi, yani ‘Easterlin Paradoksu’ olarak bildiğimiz ikileme işaret etmesi ile garip bir hal alıyor. İngiltere’de yapılan bir araştırma ise, insanların 50 yıl önceye göre daha mutsuz olduklarını bile ortaya koydu! 1957’de “çok mutlu” olduklarını söyleyen %57’lik topluluğun oranı, bugün %36’ya düştü . Bu bulguların ciddiyeti, aynı süreç içerisinde artış gösteren depresyon ve intihar vakaları ile de vurgulanmaktadır. Tüm bunları göz önüne alırsak, mutluluk üzerinde çalışmalar yapılması, gereksizlik bir yana, gecikmiştir.



Ulusal boyutta düşünecek olursak, tüm bu anlatılanların sosyal politika ile de ilişkili olduğunu görürüz. Hükümetlerin toplumsal mutluluk seviyesini yükseltmek için yapabilecekleri şeyler var mıdır? Aynen Gayri Safi Milli Hasıla gibi, Gayri Safi Milli Mutluluk’la da ilgili bazı dikkatli tedbir ve girişimleri olmalı mıdır? Biraz garip gelebilir ama anket yapılan insanların %81’lik kısmı, hükümetlerin temel amacının daha büyük zenginlik değil, daha fazla mutluluk vermek olması gerektiğini söylemişlerdir! Bilim, kişisel esenlik, mutluluk ve yaşamdan aldığımız tatmin konusundaki arayışlarımızda bize önemli katkılarda bulunabilir mi? Öyle görünüyor ki, yanıt kesinlikle “evet.” Bilimsel araştırmalar bize, önemli (belki de hayati derecede önemli) bir anlayış ve kavrayış kazandırabilir. İleride de göreceğimiz gibi, yaşam kalitemizi artırmamıza ve hem daha uzun, hem de daha sağlıklı bir hayat sürmemize yardımcı olabilir.
Herşeye rağmen, araştırma kavramına bakışımızı da gözden geçirmeliyiz. Araştırma hep devam eden bir süreçtir ve en kesin bulgular bile, zaman içerisinde itirazlarla karşılaşıp başkalarıyla değiştirilebilirler. Aslında bu, bilimin gelişme şeklidir, bu nedenle de tüm bulgular zaman gelecek değişeceklerdir. Bu nedenle, Pozitif Psikoloji’nin vargılarını kabul etsek de, onlara gereğinden fazla sıkı sarılmamak da akıllıca olacaktır.
Son 50 yıldır, olumlu bir akıl ve ruh halinin sağlık, başarı ve kişisel tatmin üzerindeki etkileriyle ilgili araştırmalar zaten yapılmaktaydı. Pozitif Psikoloji alanında araştırmacı ve klinik tedavi uzmanı olan Martin Seligman’ın 1996 yılında Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) başkanı olmasıyla, Pozitif Psikoloji’ye duyulan ilgi iyice arttı.
Seligman, Pozitif Psikoloji’yi, pozitif duygu, pozitif karakter ve pozitif yerleşik formların, insanların yaşamlarını geliştiren faktörlerin neler olduğu sorusuna yanıt vermek için incelenmesi olarak tanımlamaktadır. Bildiğimiz birçok psikolojik uygulama, iyileştirmek, kişileri olumsuz bir akıl ve ruh halinden uzaklaştırmak ile ilgilenir. Pozitif Psikoloji ise mutlu olmak ve yaşamdan tatmin sağlamak için gereken optimal şartları araştırır.
Birçoğumuz mutluluğu dış şartlar, yani nasıl “daha iyi” olacağımız ile ilişkilendiririz. Ancak, böyle bir “mutluluk”, tıpkı bir serap gibi, sürekli bizden uzaklaşıyor gibi görünür. Yapılan çalışmalar, dış şartların, mutluluk seviyemize %10-15 gibi küçük bir oranda etki ettiğini göstermiştir. Yakın zamanda yapılan bir çalışma , mutluluk seviyemizi etkileyen temel faktörlerin dağılımının yukarıdaki şemada gibi olduğunu ortaya koymuştur.
‘Sabitlenme noktamız’, başka bir deyişle temel mutluluk seviyesi, yaşamın iniş ve çıkışlarına verdiğimiz tepkilerin büyük çoğunluğunu temsil eder ve böylece duyduğumuz mutluluğun seviyesini belirleyen en önemli etken olur. Yaş, cinsiyet, eğitim ve gelir gibi şartların düşük bir etkisi olduğu görülmektedir. Peki belli bir amaca yönelik olarak yaptığımız faaliyetler ‘sabitlenme noktası’nın veya mutluluk normunun stabil olma niteliğini giderebilir mi? Genel mutluluk seviyemizi yükseltmemiz mümkün mü?
Pozitif Psikoloji, bu sorulara tatmin edici cevaplar sağlamak konusunda çok yol katetti. Bu cevaplar, pozitif düşünce ve duyguların yaşam kalitesine yaptığı etkilerin araştırılmasıyla varılan sonuçlara dayanır. Bir arada ele alındıklarında da yaşam kalitemizi artırmak için yapabileceklerimiz konusunda bize yol gösterirler.
Bu makale iki bölüm daha içermektedir. Bu bölümlern her biri, aşağıdaki sorularla ilgili olarak araştırmaların ortaya çıkardığı cevaplar üzerinedir:
• Pozitif düşünce ve duygular bizi nasıl etkiler?
• Daha mutlu bir hayat için ne yapmalıyım?
Saygılarımla,
Peter Mark Adams
petermarkadams@gmail.com