Geçenlerde bir arkadaşla konuşuyoruz. Senelerdir aynı işi yapıyorsun, sıkılmadın mı, diye sordum. “Niçin sıkılayım, rahatım yerinde. Ay sonu tıkır tıkır paramı alıyorum” diye cevap verdi. Biliyorum, rahatlığı “pek iş güç yok” anlamında kullandı. Akşama kadar en fazla 3 işlem yapılıyorsa, eğer 4’e çıkmışsa çok iş vardı, olur ya, o cinsten yani. Hem rahat hem de ay sonu para geliyor, oh, ne gereği var ki iş değiştirmenin!.. Hem sonra, yeni işte bu rahatlığın bulunması zor olabilir. Belki de daha rahat olur, ama bilinmez tabii!..

Şu sıralar bir kurumda yarı zamanlı danışmanlık hizmeti veriyorum ve orayı her ziyaretimde iş anlayışlarına üzülüyorum. Ülke adına da endişeleniyorum. Eğer çoğu işyerinde benzer vakalar yaşanıyorsa, ülkemizin neden krize girdiğini anlamak zor değil. Aslında anlıyorum, bir yerlerde yanlışlık var ki, çalışmalar neticesiz, ortada ürün ya yok, ya da çok az. Lütfen sizler üstünüze alınmayın, ama mutlaka kendileriyle karşılaştıracak olanlar vardır. Umarım karşılaştırılır da, iş modellerine iyileştirme gelir. Buna şahsımın da birazda olsa etki edebilmesini ümit ederim.

Benim iş anlayışıma göre, bir göreve biri alınırsa, en önce o insanın doğru kişi olduğunu varsayarım. Görevin çok ciddi tanımı, hedefleri, performans kriterleri vardır. Çalışan isteyerek, inanarak ve özveri ile çalışarak tanımlanmış görevini yerine getirir, hatta onu geliştirir. Ortaya çıkan projeler paylaşılır ve zaman süresince sunularak değerlendirilir. Bu projeler kuruma katkı anlamında yüksek katkılar kazandıracak nitelikte olup, üst yönetim de bu ufak projeleri senkronize ederek kararlar verir. Bu çalışmalar devam eder ve kurum devamlı kendini ve etrafı sorgulayıp, yeni projeler üretir. Bence çok genel olarak olması gerekenler bunlardır, fakat ne görüyorum? Önce doğru yerde doğru insan çalışmıyor, bir şekilde bir görev almış. Ama bu görevi yaparken yüzü gülmüyor, neredeyse işi olan bir şeyi rica etmek yerine vazgeçseniz daha mutlu olacak. Zaten siz onu mutsuz ve ters görünce bir şey konuşacak enerjiniz kalmıyor. Bunu adını veremeyeceğim birçok kurumda görmek beni ciddi rahatsız ediyor. Yüzüne söylemek istiyorum, tam karar verdiğimde ise vazgeçiyorum. Bu mutsuzluk onun suçu mu, emin degilim. Aslında başka şeyler de var sorgulanması gereken!

Kurumun verimli çalışması bugünlerde önemli olduğu kadar hiçbir zaman önemli olmadı. Gerçekten artık bu şekilde devam edecek olursak geri dönüşü olmayan bir yola girebiliriz. Santraldeki sekreterimiz de görevli memurumuz da, satıştaki satıcımız da, hatta genel müdürlerimiz, yani hepimiz bireysel ve kurumsal olarak verimliliğimizi sorgulamak durumundayız. Konunun ne kadar zor ve derin bir konu oldugunu çok iyi biliyorum. Bu, bir kültür meselesi. Özellikle yabancılarla çalışırken, hatta şirketlerinde iş yaparken çalışanlarını gözlemlerim. Konsantrasyon tam ve sadece günlük işinin gerektiği gibi tamamlanmasına çalışıyor ve vakti çok kıymetli. Çünkü vakti için patronu para ödüyor. Ama değerini alıyor, karşılığında da iş üretmesi ve işin şirkete yararlı olması çok önemli. Çalışırken gözleri parlıyor, siz işinizi söylerken rahatsız olmuyorsunuz. Onlar vakitlerini iş yaparak değerlendirmek zorunda. Kontratları böyle. Aksi olursa patron odasına çağırır ve sadece özür diler.

Elbette söylemek istediğim hepimiz rahat çalışıyoruz, yabancılar çok üretken değil. Ayrıca onların olanakları bizde yok, bunun farkındayım. İşine son da verilse dert değil, çözüm çok. Fakat genel olarak kültürümüzde verimsiz çalışma gibi bir sorunumuzun olduğunu düşünüyorum. Bu sorunun yabancı sermayeli kurumlarda daha az oldugu konusunda benimle aynı fikirde olanlar çıkacaktır. Nerede daha fazla olduğunu çoğumuz tahmin edebiliyoruz. Öyleyse bu rahat çalışma ortamını terketme ve terkettirme adına bireysel olarak yapacak şeylerimiz olmalı diye düşünüyorum. Haksız mıyım?

Bireysel düşüncem şu dur ki, başka kaynaklardan iş isterken kabusa girmek istemiyoruz. Yediden yetmişe tüm çalışanlarımızı mutlu görmeyi tercih ediyoruz. Pozitif enerji alışverişi hissetmek istiyoruz. Diğer dünya memleketlerinde olan çalışma kültürü ve iş garantisi, güvenliği en az bizim de hakkımız. Beklenen çalışma kültürünün hepimizin katkısıyla en yakın zamanda hayata geçirilmesi dileğimle…