Biyoçeşitlilik tehdit altında…


Milyarlarca yılda oluşan biyoçeşitlilik büyük bir tehdit altında. Dünyada biyoçeşitlilik büyük bir hızla yok oluyor. Her yıl canlı türlerin binde 6’sı tükeniyor. Tükenmesini sağlayan ise insanoğlu.
İnsan faaliyetleri iklim değişikliğine neden oluyor. İklim değişikliği ise, karbon, nitrojen ve su döngülerini bozuyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği ekosistemlerin insan yaşamı ve çevre için son derece önemli olduğunu ve biyoçeşitliliğin azaltılmasına karşı küresel düzeyde işbirliğinin gerekliliğini vurgulamak için 2010 yılını “Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı” ilan etti.
Biyoçeşitliliği en zengin ülkelerden birisi de Türkiye. Ancak, son yıllarda biyoçeşitliliği korumak bir yana, bilinçsizce yok ediliyor.
Konuya sadece tarım boyutuyla bakıldığında bile Türkiye, ovaları, akarsuları ve iklimi ile dünyanın en önemli tarımsal potansiyele ve biyoçeşitliliğe sahip.
Ancak, uygulanan bilinçsiz politikalar bu zenginliği yok ediyor. Türkiye’nin tarımda zenginlik kaynağı olan ovaları bir yandan kirleniyor, bir yandan yapılaşma ile yok ediliyor. Çukurova, Bafra, Çarşamba,Sakarya, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Amik, Bursa, İnegöl, Karacabey, Balıkesir, Bakırçay ve diğer ovalar verimli tarım topraklarının amaç dışı kullanılması, atıklarla kirletilmesi sonucu bugün zenginlik değil, sorun üretiyor.
Verimli toprakları ile binlerce yıl tarımsal üretimin kaynağı olmuş ovalar son yarım yüzyılda hızla yapılaşmaya açıldı. Bir yandan konut ve sanayi tesislerinin işgaline uğrayan ovalar bir yandan çevre kirliliğinin yarattığı olumsuz sonuçlar nedeniyle verimsizleşti.
Şimdi sırada akarsular var.
Hükümet, akarsuları özelleştirmek, hidroelektrik santralleri ile ranta çevirmek için büyük bir çaba gösteriyor. Ülke genelinde 1611 Hidroelektrik Santrali (HES) kurulması yönünde lisans verildi. Akarsuların, derelerin üzerine yüzlerce hidroelektrik santralı kurularak akarsularda yok edilecek.
Dereler kuruyacak. Milyarlarca yılda oluşan doğal yaşam alanları, canlılar tehdit altında. Topraklar susuz kalacak. Tarıma bir darbe daha vurulacak.
Türkiye’nin büyük bölümü başına gelecek felaketten habersiz, suskun. Az sayıdaki çevre gönüllüsü Munzur’da, Karadeniz’de, Ege’de aylardır ayakta, isyanda. Hidroelektrik santrallerinin yaratacağı büyük felaketi önlemek için mücadele veriyor. Hukuk mücadelesinde de önemli kazanımlar elde edildi. Danıştay, bazı HES projeleri için durdurma kararı verdi.
Fakat, hukuk kararlarını hiçe sayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çevrecilere karşı çok sert bir tavır sergiliyor. Konuşmalarında çevrecileri hedef gösteriyor.
Çevre ve Orman Bakanlığı, hukuk kararlarını arkadan dolanmak için, akarsuları özelleştirmek, hidroelektrik santrallerinin sorunsuz bir şekilde kurulması için “Tabiat ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı” hazırladı. Tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edildi. Tasarı ile tek yetkili konumuna gelecek Çevre ve Orman Bakanlığı, su kaynaklarını 49 yıllığına kiraya verebilecek. HES’ler hukuksal alanın dışına çıkarılacak. Bu gidişat, çok büyük bir tehlikenin başlangıcı olacak.




Özetle, ovalar yok olup dereler kuruduğunda ne bitkisel üretim, ne hayvancılık ne de biyoçeşitlilik kalır. Türkiye, zenginliğini, mirasını, geleceğini yitirir.
Tehlikenin farkında mısınız?