4 sonuçtan 1 ile 4 arası
  1. #1
    dgoksuluk çevrimdışı Üyelik tarihi: 11.02.2007 Son online zamanı: 29.03.2007

    Mesajları
    71
    Konuları
    18
    Eklentileri
    2
    Kredisi
    105
    Harcanan
    0
    Kalan
    105

    Standart danone'nin hikayesi

    bana maille gelmişti. dogrulugundan emin değilim ama bu hikaye cok hoşuma gitmişti.


    DANONE NIN HIKAYESI


    Selanik'te 1900'lerin basinda bir Yahudi aileye gün asiri bir tepsi
    yogurt birakan Türk mandiraci, dünyanin en büyük sanayi
    gruplarindan
    birinin esin kaynagi olacagini aklina getirir miydi?

    Huzurlarinizda Carasso ailesinin öyküsü.

    O dönemde 80 bin Yahudi ve 20 bin kadar Sabetayci'nin yasadigi
    Selanik'te Karasu'lar önde gelen ailelerden biriydi.
    Izak Karasu tip ögrenimini tercih etti. Muayenehane açti. Evlendi.
    Bir oglu oldu. Adini Daniel koydu. Sonra iki de kizi dünyaya
    gelecekti. Balkan Savaslari'nda Selanik düsünce, yani Yunanistan
    tarafindan isgal edilince, Yahudi toplulukta büyük bir panik patlak
    verdi. Çogu Avrupa yollarina düstü. (Kalanlar 30 yil sonra, Hitler
    ordulari Yunanistan'i isgal edince toplama kamplarina
    gönderilecekti.) Yunanlilar'in Selanik'e girmelerinden kisa bir süre
    sonra Izak Karasu, esi ve ogluyla birlikte Ispanya'ya göç etti.
    Tam 420 yil
    sonra, kovulduklari topraklara geri dönüyorlardi.
    Ilginç ayrinti;
    Ispanya 1492'de Yahudiler'i topluca sürmüs ama vatandasliktan
    çikarmamisti. Karasu ailesi Barselona'ya yerlesti.
    Yil: 1912. Önce adini
    Latin alfabesine uyarladi. Izak oldu Isaac, Karasu ise Carasso.
    Sonra bir muayenehane açti. Çok az hastasi vardi, ailesini
    geçindirmek için zeytinyagi ticaretine de giristi. Birinci Dünya
    Savasi'ndan sonra Avrupa'da müthis bir yoksulluk dönemi basladi.
    Ispanya da
    bundan nasibini aldi.
    En çok ilaç sikintisi cekiliyordu. Tam da o günlerde Barselona'da
    çocuklar arasinda salgin halinde bagirsak hastaliklari patlak
    vermesin mi! Gözleri yasli anne-babalar kucaklarinda bir deri bir
    kemige dönmüs yavrulariyla diger doktorlar gibi Isaac Karasu'nun da
    muayenehanesine dayaniyor, "Kurtar çocugumuzu" diye yalvariyorlardi.
    Ama diger
    doktorlar gibi Carasso'nun elinden de pek bir sey gelmiyordu.
    Gözünün önünde ölüp giden çocuklarin acisiyla uykusunun
    kaçtigi
    gecelerin birinde, bir ses yankilandi belleginde: "Yogurtçu geldi.
    Kaymakli yogurtlarim var." Irkildi. Selanik'te gün asiri evlerine
    bir tepsi kaymakli yogurt birakan Türk saticinin sesiydi bu.
    Ve "Eureka" çigliklariyla hamamdan disari kosan Arsimed gibi
    yataktan firladi.
    "Tabii ya" dedi, "Tabii ya." Selanik'te bagirsak hastaliklarinin
    tedavisinde yogurt kullanildigini animsamisti. Günde üç ögün birer
    kase yogurt yediriyorlardi hastaya ve birkaç günde sagligina
    kavusuyordu. Yogurdun nasil yapildigini biliyordu.
    Hemen ertesi gün,
    evinin bodrumunu hazirlamaya koyuldu. Orasi artik mandiraydi. Birkaç
    çiftlikten topladigi sütle yogurt imalatina giristi.
    Yil:1919.
    ILAÇ YERINE YOGURT
    Ancak bir sorun vardi. Avrupa'da yogurt bilinmiyordu. Evet,
    1500'lerin ortalarina dogru Kanuni Sultan Süleyman bagirsak
    enfeksiyonuna yakalanan dostu Fransa Krali I. François'ya bir
    yogurtçu göndermisti.
    Ne var ki, kral iyilesince yogurtçu sirlariyla birlikte Istanbul'a
    dönmüstü. Kayitlarda öyle yaziyordu. Isaac Carasso, ürettigi seyin
    Balkanlar'da ve Anadolu'da yaygin bir tüketim maddesi oldugunu nasil
    anlatabilirdi? Çareyi yogurdunu ilaç olarak kabul ettirmekte buldu.
    Ve Carasso'nun yogurdu eczanelerde satilmaya basladi!
    Hasta çocuklarda etkisi çok çabuk ortaya çikti.
    Doktor meslektaslari
    ona bir tavsiyede bulundular: Paris'teki Pasteur Enstitüsü'nden
    fermante edilmis laktik getirtirse, yogurdun ömrünü uzatabilirdi.
    Sözlerini
    dinledi. Böylece pastörize yogurt dogacakti. Ama Isaac Carasso bu
    bulusun önemini pek kavrayamayacakti. "Ilaç"
    tutunca, Isaac özel
    ambalajlar yapmayi akil etti. Kapaklari porselen cam kaseler. Sira
    artik ilaca patent almaya gelmisti. Onun için de bir ad koymaya. Bir
    isik çakti; neden oglunun adi olmasin? Yani minik Daniel'in?
    Yasadiklari Barselona'nin yaygin dili Katalanca'da küçük Daniel'in
    ya da "Daniel'cik"in karsiligi çok hostu dogrusu: "Danon!"
    Ancak bu özel ad
    oldugu ve
    marka namiyla tescil edemeyecegi için sonuna bir "e"
    ekledi.
    Hosgeldin "Danone" yogurtlari! Yogurtçuluk çok kisa sürede Isaac'in
    asil meslegi haline gelince oglunu, Daniel'i onun "tahsili" ni
    yapmaya gönderdi Fransa'ya: Marsilya'da ticaret lisesinde okuttu.
    Isin pazarlama, satis, muhasebe bölümünü bilimsel olarak ögrenmesi
    için.
    Ardindan
    Paris'te Pasteur Enstitüsü'nde bakteriyoloji staji yaptirdi. Isin
    üretim asamasina hakim olabilmesi için. Daniel ögreniminden sonra
    Fransa'da kaldi, çünkü babasi, Isaac Carasso dünyadan göçmüstü.
    6
    Subat 1929'da, Paris'te 18'inci bölgedeki bir dükkanda "Danone
    Yogurtlari Paris Sirketi" kapilarini açti. Onu 1932'de
    Levallois-Perret'te ilk fabrika izledi. Danone imparatorlugu iste
    böyle dogdu. Bugün öyle bir imparatorluk ki o, 5 kitada at
    kosturuyor.
    Cirosu 15
    milyar euro'nun üstünde. 100 bin kisi çalistiriyor.
    - Sütlü ürünlerde dünya birincisi: 18 ülkede (Türkiye dahil) 48
    fabrikasi var.
    - Sise suyunda dünya ikincisi: 13 ülkede (Türkiye
    dahil) 97 fabrikasi var.
    - Bisküvi ve tahilli kahvalti ürünlerinde dünya
    ikincisi: 21 ülkede 53 fabrikasi var.

    Imparatorluga -babasinin sayesinde- adini verilen Daniel Carasso,
    Daniel'cik, Danone hala hayatta. 99 yasinda.
    Barselona'da yasiyor.
    Uzun yasamasinin sirri mi? Herhalde söylemeye gerek yok; her gün
    birkaç kase yogurt! Ve Daniel'in kulaklarinda -babasinin
    anlattigi-
    Selanikli yogurtçunun evlerinin kapisini çalarken seslenisi
    yankilaniyor:
    "Yogurtçu geldi. Kaymakli yogurtlarim var..."






  2. #2
    sssensei çevrimdışı Üyelik tarihi: 10.02.2007 Son online zamanı: 09.12.2010

    Mesajları
    2611
    Konuları
    54
    Eklentileri
    14
    Kredisi
    763
    Harcanan
    0
    Kalan
    763
    yan markalarıyla da çok büyük bi firma ürünleriyle, insanlara verdiği çalışma fırsatıyla


  3. #3
    MiniMoSha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    MiniMoSha çevrimdışı Üyelik tarihi: 29.01.2008 Son online zamanı: 18.10.2011

    Mesajları
    93
    Konuları
    29
    Eklentileri
    0
    Kredisi
    22
    Harcanan
    0
    Kalan
    22
    Biliyorum hikaye aynı fakat bunun içinde farklı ayrıntılarda olduğundan eklemek istedim.

    DANONE YOĞURTLARI

    27 Nisan 1909 Salı günü öğleden sonra Yıldız Sarayı'nın ardına kadar açılmış büyük demir kapısından içeri yağız atların çektiği peş peşe dört kupe fayton girdi. Serin, zaman zaman yağmurun çiselediği bir gündü. Mabeynciler dört faytondan inen Meclis-i Milli heyetini saygıyla selamladıktan sonra önlerine düşüp sarayın arz salonuna yönlendirdiler. Osmanlı İmparatorluğu'nu 33 yıldır yönetmekte olan 34'üncü padişah II. Abdülhamit geniş pencerelerden Boğaz'ı seyrediyordu. Dalgın ve hüzünlü.çökmüş ve kamburu çıkmış. Başmabeyinci konukları haber verdi. Ağır adımlarla koltuğa oturdu. Tahtlar çoktan, kendisinden çok önce Topkapı Sarayı'nın hazine dairesine kaldırılmıştı. Dört kişilik heyet içeri girdi. Biri başkan olduğunu vurgulamak için diğerlerinden bir adım önde. Başlarını hafifçe öne eğerek II. Abdülhamit'i selamladılar. Padişah gelişmeleri biliyordu, heyetin kimlerden oluştuğunu da mabeyn başkâtibi Cevat Bey'den öğrenmişti. Kısa bir sessizlikten sonra heyetin başkanı ya da sözcüsü sebeb-i ziyaretlerini anlatmaya başladı. O sözcünün adı Emanuel Karasu'ydu. Selanik Mebusu Karasu özetle Meclis-i Milli'nin Abdülhamit'in hal'ine karar verdiğini, kendilerinin bunu tebliğle görevlendirildiklerini söyledi ve hükmü üç sözcükle özetledi: "Millet sizi istemiyor." Abdülhamit'in gizlemeye çalıştığı acıyı ela gözlerinden bir anlığına gelip geçen keder bulutları ele verdi. Gözlerini heyet üyelerinin üstünde gezdirdi. Sırayla. Sonra tane tane konuştu: "Bir Türk padişahına ve İslam halifesine hal' kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?" Emanuel Karasu (Yahudi), Aram Efendi (Ermeni), Esat Toptani (Arnavut) ve Ahmet Hikmet Paşa (Abdülhamit'in uzun süre yaverliğini yaptıktan sonra muhalefet saflarına geçen Gürcü) hiç tepki vermediler.

    Abdülhamit ve yakınları hemen o gece Sirkeci'den trene bindirilip Selanik'e gönderildi. Selanikli Emanuel Karasu da yıllarca düşlediği bu "son"u görmenin mutluluğuyla, hayatının en unutulmaz gecelerinden birini yaşadı. Emanuel Karasu, Selanik'te doğup büyümüş bir Yahudi'ydi. 400 yıl önce, 1492'de İspanya'dan sürülmüş ve Sultan II. Beyazıt'ın izniyle Selanik'e yerleşmiş Sefarad'lardan idi. Hukuk öğrenimi görmüştü. Avukatlık yapıyordu ve meslektaşlarının cesaret edemediği garip davaları alıp müvekkillerine kazandırmasıyla ün yapmıştı. Bir ayağı İtalya'daydı o sıralar. İtalyan vatandaşlığına geçtiği çok yıllar sonra ortaya çıktı. Roma ama özellikle Venedik'te kurduğu dostluklar onun bir "ilk"e imza atarak tarihe girmesini sağladı. Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk mason localarını o örgütledi. Önce Selanik'te, ardından İzmir'de, Bursa'da, İstanbul'da; hatta Osmanlı'nın artık pek hükmünün geçmediği Kahire'de şubeler açtı. Locaların ortak genel kurulunda, Türkiye Süprem (Yüksek) Konseyi şöyle oluştu: Prens Aziz Hasan Paşa (general), Cavit Bey (İttihat ve Terakki döneminde Maliye Nazırı oldu, Lozan'daki Türk heyetinde görev aldı, Atatürk'e İzmir'deki suikast girişiminin ardından İttihatçılar'ı temizleme operasyonunda idam edildi), Jozef Sakakini Bey (Kahire locasından), Süleyman Faik Paşa (ordu komutanı), Mehmet Talat Paşa (eski Başvekil), David J. Kohen, Mişel A. Noradungyan, Osman Talat Bey (avukat), Emanuel Karasu (avukat), Dr. Rıza Tevfik Bey (senatör, filozof), Mehmet Arif (avukat), Galip Paşa (general, Emniyet Genel Müdürü), Mehmet Fuat Hulusi Bey (milletvekili, avukat), Sarim Kibar (tüccar), Mithat Şükrü Bey (milletvekili), Rahmi Bey (milletvekili, vali), Katipzade Sabri Bey (tüccar). Bir de loca yönetiminde olmayan perde arkasındaki güçlü isimler vardı Karasu'nun çevresinde. Örneğin Talat Paşa. O yıllarda gizli bir örgüt olan İttihat ve Terakki'ye toplantıları için Selanik'teki mason locasının (Bir İtalyan'ın mülkü olduğu için kapitülasyonlar uyarınca polis, mahkemeden özel izin almadan giremiyordu) kapılarını açtı. O da katıldı örgüte. Çabuk parladı. Uzatmayalım. Emanuel Karasu, 1912 ve 1914 seçimlerinde de İstanbul temsilcisi olarak Meclis-i Mebusan'da yer aldı. İttihat Terakki iktidarında çok zengin oldu. Denildiğine göre, devletin alım ve satımlarında aracılık yaparak komisyon alıyordu. İttihat ve Terakki'nin çöküşünden ve tüm liderlerinin yurtdışına kaçmalarından sonra o nedense İstanbul'da kaldı. Servetinin önemli bir bölümüne el konuldu. İşgal yıllarında İtalya'ya gitti. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1930'larda döndü. 1934'te son nefesini verdi. Arnavutköy'deki Sefarat Mezarlığı'nda gömülü. Adının çift m ile yazıldığı mezar taşında şöyle deniyor: "İkinci Meşrutiyet'in ileri simalarından İstanbul Mebusu Emmanuel Karasu. Ölüm tarihi: 1934." Mezarlığın kayıtlarına göre 1 Haziran 1934'te toprağa verildi.

    O dönemde 80 bin Yahudi ve 20 bin kadar Sabetaycı'nın yaşadığı Selanik'te Karasu'lar önde gelen ailelerden biriydi. Emanuel Efendi'nin hukuk okuduğu yıllarda amcasının oğlu İzak Karasu tıp öğrenimini tercih etti. Muayenehane açtı. Evlendi. Bir oğlu oldu. Adını Daniel koydu. Sonra iki de kızı dünyaya gelecekti. Balkan Savaşları'nda Selanik düşünce, yani Yunanistan tarafından işgal edilince, Yahudi toplulukta büyük bir panik patlak verdi. Çoğu Avrupa yollarına düştü. Yunanlıların Selanik'e girmelerinden kısa bir süre sonra İzak Karasu, eşi ve oğluyla birlikte İspanya'ya göç etti. Tam 420 yıl sonra, kovuldukları topraklara geri dönüyorlardı. İlginç ayrıntı; İspanya 1492'de Yahudileri topluca sürmüş ama vatandaşlıktan çıkarmamıştı. Karasu ailesi Barselona'ya yerleşti. Yıl: 1912. Önce adını Latin alfabesine uyarladı. İzak oldu Isaac, Karasu ise Carasso. Sonra bir muayenehane açtı. Çok az hastası vardı, ailesini geçindirmek için zeytinyağı ticaretine de girişti. Tam da o günlerde Barselona'da çocuklar arasında salgın halinde bağırsak hastalıkları patlak vermesin mi! bir ses yankılandı belleğinde: "Yoğurtçu geldi. Kaymaklı yoğurtlarım var." İrkildi. Selanik'te gün aşırı evlerine bir tepsi kaymaklı yoğurt bırakan Türk satıcının sesiydi bu. "Tabii ya" dedi, "Tabii ya." Selanik'te bağırsak hastalıklarının tedavisinde yoğurt kullanıldığını anımsamıştı. Günde üç öğün birer kâse yoğurt yediriyorlardı hastaya ve birkaç günde sağlığına kavuşuyordu. Yoğurdun nasıl yapıldığını biliyordu. Hemen ertesi gün, evinin bodrumunu hazırlamaya koyuldu. Orası artık mandıraydı. Birkaç çiftlikten topladığı sütle yoğurt imalatına girişti. Yıl:1919.

    Ancak bir sorun vardı. Avrupa'da yoğurt bilinmiyordu. Evet, 1500'lerin ortalarına doğru Kanuni Sultan Süleyman bağırsak enfeksiyonuna yakalanan dostu Fransa Kralı I. François'ya bir yoğurtçu göndermişti. Ne var ki, kral iyileşince yoğurtçu sırlarıyla birlikte İstanbul'a dönmüştü. Kayıtlarda öyle yazıyordu. Isaac Carasso, ürettiği şeyin Balkanlar'da ve Anadolu'da yaygın bir tüketim maddesi olduğunu nasıl anlatabilirdi? Çareyi yoğurdunu ilaç olarak kabul ettirmekte buldu. Ve Carasso'nun yoğurdu eczanelerde satılmaya başladı! Hasta çocuklarda etkisi çok çabuk ortaya çıktı Ama Isaac Carasso bu buluşun önemini pek kavrayamayacaktı. "İlaç" tutunca, Isaac özel ambalajlar yapmayı akıl etti. Kapakları porselen, cam kaseler yaptırdı. Sıra artık ilaca patent almaya gelmişti. Onun için de bir ad koymaya. Bir ışık çaktı; neden oğlunun adı olmasın? Yani minik Daniel'in? Yaşadıkları Barselona'nın yaygın dili Katalanca'da küçük Daniel'in ya da "Daniel'cik"in karşılığı çok hoştu doğrusu: "Danon!" Ancak bu özel ad olduğu ve marka namıyla tescil edemeyeceği için sonuna bir "e" ekledi. Hoşgeldin "Danone" yoğurtları! Yoğurtçuluk çok kısa sürede Isaac'ın asıl mesleği haline gelince oğlu Daniel'i onun "tahsili" ni yapmaya gönderdi Fransa'ya. Daniel öğreniminden sonra Fransa'da kaldı, çünkü babası, Isaac Carasso dünyadan göçmüştü. 6 Şubat 1929'da, Paris'te 18'inci bölgedeki bir dükkanda "Danone Yoğurtları Paris Şirketi" kapılarını açtı. Onu 1932'de Levallois-Perret'te ilk fabrika izledi. Danone imparatorluğu işte böyle doğdu. Bugün öyle bir imparatorluk ki, o 5 kıtada at koşturuyor. Cirosu 15 milyar euro'nun üstünde. 100 bin kişi çalıştırıyor.
    - Sütlü ürünlerde dünya birincisi: 18 ülkede (Türkiye dahil) 48 fabrikası var.
    - Şişe suyunda dünya ikincisi: 13 ülkede (Türkiye dahil) 97 fabrikası var. - Bisküvi ve tahıllı kahvaltı ürünlerinde dünya ikincisi: 21 ülkede 53 fabrikası var.
    İmparatorluğa -babasının sayesinde- adını verilen Daniel Carasso, Daniel'cik, Danone hala hayatta. 99 yaşında. Barselona'da yaşıyor. Uzun yaşamasının sırrı mı? Herhalde söylemeye gerek yok; her gün birkaç kase yoğurt!


  4. #4
    igman çevrimdışı Üyelik tarihi: 15.03.2007 Son online zamanı: 08.03.2012

    Mesajları
    33
    Konuları
    0
    Eklentileri
    0
    Kredisi
    5
    Harcanan
    0
    Kalan
    5
    gerçekten çok güzel bir bilgi.
    Teşekkürlr.


Advertising

Advertising

Benzer Konular

  1. Danone satışı onayladı
    Genel forum içinde, yazan OzanA
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 03.07.2017, 10:07
  2. Danone'ye Bakanlıktan Yalanlama
    Dünya forum içinde, yazan Sinan COSKUN
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 02.07.2013, 13:51
  3. Danone Staj Raporu
    Süt ve Süt Ürünleri forum içinde, yazan emined
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 15.10.2010, 00:29
  4. Danone'nin kamoyuna duyurusu
    Genel forum içinde, yazan ewin3
    Yorum: 1
    Son Mesaj: 26.10.2009, 14:31
  5. Danone
    Genel forum içinde, yazan İlker Atik
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 12.04.2008, 21:12

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  


HAKKIMIZDA

    GIDA GÜNDEMİ 2007 YILINDA FORUMFOOD.NET İSMİ İLE YOLA ÇIKMIŞ, BUGÜN 150 000 İN ÜZERİNDE ZİYARETÇİ SAYISI İLE SEKTÖRE HİZMET ETMEKTEDİR.

TAKİP EDİN

Twitter Facebook youtube Flickr RSS Feed