Death proof 2007 yapımı bir Quentin Tarantino filmidir.

Tarantino tarafından grindhouse serisi olarak yapılmıştır. Diğer film ise Rodrigez tarafından çekilen “planet terror”dür. ( henüz izlemedim, yorumsuz geçiyorum. ama okuduğum yorumlar filmi izleyebilmek için sağlam mide gerektiğini yazıyor, sevmem korku filmi, izlemeyebilirim belki)

Bu aşamadan sonrası ağır spoiler içerir… (şu spoiler için bir Türkçe karşılık bulmak lazım, çok rahatsız ediyor kullanırken. Yani demem o ki; filmi izlemeyi düşünüyorsanız devamını okumayın , alacağınız keyfi azaltabilir.)

Film ile ilgili ne kadar yorum okursanız okuyun, ister olumlu – ister olumsuz hep aynı cümle muhakkak vardır “bu bir Tarantino filmi olmuş” evet, başından sonuna dek bir Tarantino filmidir bu. İlk sahnede hisseder hep birlikte ayak fetişisti duygularımızı keşfederiz.

Tarantino sayesinde ayakların sıradan hallerinin ne kadar çekici olabildiğini görürüz. (Ki ayaklar aslında en hoşlanılmayan organlardır genelde, pek çok insan tanıyorum kendi ayakları ile barışık olmayan. Oysa ki tüm gün bizi taşıyan, üstelik görevini sürekli, ne yazık ki kapalı gerçekleştiren, toprakla bağımızı sağlayan köklerimiz… neyse konu death proof’tu sanırım… sapmamam iyi olur) baştan sona dek Tarantino filmi olduğundan onu sevmeyenler, tarzından hoşlanmayanlar için diğer filmlerinden çok çok daha sıkıcı olacağı kesin, zira bir sürü gönderme mevcut (eski filmlerine) Zaten adamın sevdiği şeyler belli =) ve onun sevdikleri sırasında da kadın ayağı birinci sırada… Tarantino ile tanışmamış insan var mı bilemiyorum ama şayet kaldı ise bu film ile başlamalarını önermem, kill bill ile başlamalarını da önermem… Hele de; Pulp Fiction, The Reservoir Dogs, Jackie Brown dururken…
Filmi eğlenmek için yaptığı çok aşikar. Filmde göze soka soka tekrarlar, atlamalar, devamlılık hataları, sahne geçişlerinde hatalar, hatta renk kaymaları oluyor. 70’lerin ikinci sınıf aksiyon filmlerine olan göndermeleri, fark ettikçe keyif vermeye başlıyor…

Zaman kargaşası yaşıyor insan izlerken… 70’ler – 80’ler… dolgu topuklu hippi, ipod touch… sugarless redbull ve vodka =) (Türkçeleri ile değil de sugarless redbull ve vodka olarak yazmayı tercih etmemden dolayı bu şekilde yazıldı, yazım hatası olduğundan değil)

Film ayaklar ile başlıyor, bol küfürlü kadın muhabbeti ile devam ediyor.… Şaka kadar gerçekçi… Erkekler ile ilgili fikirlerini uzun uzun dinliyoruz, yetmiyor, biraz daha dinliyoruz… Sıradan güzel kızlarımız, sıradan Amerikalı çılgın katil ile karşılaşıyor, tanışıyorlar. Ve bu esnada en bayıldığım sahne vuku buluyor “lap dance” (Bu sahne ile tek söyleyebileceğim şey; uvvvv….) Tüm film boyunca kusursuz denebilecek müzikler seçilmiş olmasına rağmen bu sahnedeki uyum insanı tekrar tekrar izlememek için nefsi ile çatışacak duruma getirıyor. (filmin soundtrackini edinmek şart, özellikle de the coasters’dan down in mexico muhakkak play liste yerini almalı) yazının burasında uzunca bir ara verdim izledim biraz daha bu şahane sahneyi, diyebilirim ki bittermoon’da izlediğim dans sahnesi kadar etkileyici…

Ardından filmin keyifli kısmı başlıyor… Atraksiyonnn…..

Filmin ilk yarısı bittiğinde kızlarımızı kaybetmiş oluyoruz. İkinci yarı başlıyor, kızlar, ayak, fetiş, zaman sıkışması… her şey baştan başlıyor sanki….

Ama sonu farklı devam ediyor.
Her şeyden evvel Zoe Bell geliyor =)
Kendisi dublör, taş gibi bir deli… Dublör olduğundan mütevellit filmin devamındaki tüm sahnelerin “gerçek” olduğunu belirtmekte yarar var (kişisel görüş; yerim ben onun aksanını, kol kaslarını…. Filmin ikinci uvvvvvv…. lafını hak eden kısım da Zoe tarafından araba üzerinde geçen kısımdır.)

Araba takibi sahneleri inanılmaz keyiflidir, filmin sonu her Tarantino filminde olduğu gibi biraz havada biter. Ama bir Tarantino severin keyifle izleyeceğine inandığım bir film. Zaten insan ne ile karşılaşacağını biliyor artık =)

Şaşırtıcı değil fakat keyifli....