4 sonuçtan 1 ile 4 arası
  1. #1
    Uğur MARANGOZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Uğur MARANGOZ çevrimdışı Üyelik tarihi: 15.03.2007 Son online zamanı: 07.07.2021

    Mesajları
    1087
    Konuları
    377
    Eklentileri
    81
    Kredisi
    4176
    Harcanan
    Onursal Üye
    Kalan
    Onursal Üye

    Standart İstanbul semt isimlerinin nereden geldiğini biliyormuydunuz?

    Aksaray: Fatih'in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

    Ahırkapı: Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.

    Aşiyan: kuş yuvası

    Aşiyan: Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsça'da kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor.
    Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.

    Bebek: Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.

    Beşiktaş: İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.


    Beyazıt: Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.

    Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.

    Bakırköy: Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.

    Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.

    Depremde çatlayan kapı

    Çatladıkapı: Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.

    Çemberlitaş: Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

    Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.

    Çıksalın: Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık, salın" denilmeye başlandı.


    Eminönü: Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.

    Feriköy: Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.

    Galata: Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.

    Horhor: Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.
    Okmeydanı: Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

    Şişli: Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.


    Şaşkınbakkal: Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkanı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.

    Sütlüce: Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.

    Tahtakale: Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.

    Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.

    Teşvikiye: Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeleliyor.

    Unkapanı: Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.

    Üsküdar: Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.

    Veliefendi: Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.

    9 dilde İstanbul


    İstanbul'un pek çok dilde çok farklı isimleri bulunuyor.
    Grekçe: Vizantion
    Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
    Rumca: Konstantinopolis, İstinpolin, Megali Polis, Kalipolis
    Slavca: Çargrad, Konstantingrad
    Vikingce: Miklagord
    Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli
    Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
    Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
    Osmanlıca'da: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, İstanbul, İslambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet

    Bebek: Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.(bu ikinci seçenek bana saçma geliyor...araştırdım...bu seçeneğin çok zayıf olduğu düşüncesindeyim...)
    Beşiktaş: İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde.(kesinlikle ilk seçenek) Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.
    Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.(ah ah bu maalesef doğru imiş..)
    Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.(aynı zamanda ramazan aylarında burada çadırlar kurulup,iftar verilirmiş fakir fukaraya...)






  2. #2
    linguist çevrimdışı Üyelik tarihi: 05.04.2007 Son online zamanı: 03.08.2013

    Mesajları
    2062
    Konuları
    268
    Eklentileri
    0
    Kredisi
    5
    Harcanan
    0
    Kalan
    5
    kadıköy ilçesinin adı çok ilginç gelmişti bana ilk duyduğumda.sanırım şükrü saraçoğlu stadına cehennem ağzı gibi bir ad takmış eskiler.ve kadıköy adı da ona nazaran konulmuşkadının köyü anlamında değil yani


  3. #3
    61cengiz61 çevrimdışı Üyelik tarihi: 18.10.2007 Son online zamanı: 12.02.2008

    Mesajları
    41
    Konuları
    10
    Eklentileri
    0
    Kredisi
    5
    Harcanan
    0
    Kalan
    5
    yenibosna neden yok acaba ozaman yenibosnayı ben açıklayayım

    SARAYBOSNA'DAN VİRANBOSNA'YA YENİBOSNA

    Saraylık yeri ve surları
    Hepimiz Bahçelievle'de yaşıyoruz. Acaba Bahçelievler'in tahini kaçımız biliyoruz? Yaşadığımız yerin hangi medeniyetlere ev sahipliği yaptığından ne kadar haberdarız? Bahçelievler'in tarihini araştırdığımızda en önemli bölgenin Yenibosna olduğunu gördük. Çünkü tarihi kaynaklardan tesbit edebildiğimize göre Bahçelievler'de en eski yerleşim merkezinin Yenibosna Merkez Mahallesi olduğunu görüyoruz.

    Ve Bizans'ta Bahçelievler - Yenibosna

    Tarihi araştırmalardan elde ettiğimiz bulgular; bölgenin Haçlı Seferleri sırasında Latin ve Avrupa medeniyetlerine ev sahipliği yaptığını gösteriyor.

    Bizanslılar zamanında ise bölge Jeptimun ve Hebdemon adlarıyla anılmaktadır. Jeptimun: Güzel kent, Hebdemon ise verimli toprak anlamlarına gelmekteydi. Bundan Bizanslılar'dan itibaren verimli topraklarıyla anılmış; tarım ve bağcılığın merkezi olmuş; Marmara Denizi'ne yakınlığı sebebiyle rağbet gören yazlık kentlerden birisi haline gelmiştir. Bizans, tarihi boyunca Hebdemon Rumeli'den gelen kervan ve askeri konvoyların İstanbul'a geçiş gözergahı üzerinde bulunmuştur. Topraklarının genişliği, İstanbul'a yakınlığı ve bol suyu sayesinde önemli bir karargah halini almıştır. Bizans döneminde bölgede imparator sarayları, kiliseler ve yazlıklar inşa edilmiştir. Bölge 1204'teki Haçlı Seferleri'nde Latin medeniyetlerince yağma edilmiştir. Bizans halkının şiddetli depremlerden sonra tehlikenin bitimine kadar bölgede konakladığını da yine tarih metinlerinden anlıyoruz. Daha sonra bölgenin yerleşim olarak tamamen terk edilmesiyle taş ve kum ocakları açılmış, çıkarılan taşlarla surların yenilenme işlemi tamamlanmıştır.

    İlk akınlarda bölge

    Osmanlı orduları 1356 tarihinde Rumeli'ye ayak bastıktan sonra Bizans'a yakınlığı sebebiyle (12 km) buralara yerleşmişlerdir. Bölge 1453 İstanbul'un fethine kadar Osmanlı'nın Rumeli'ye yaptığı seferlerde askeri üs karargah rolünü üstlenmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden önce Osmanlı ordusu Bahçelievler ve Yenibosna'da konaklamış; askerlerin atları buradaki geniş çayırlıklarda otlatılmıştır. Osmanlı'da fetih sonrası yerleşim sur içine kaydığı için bölge bir kaç küçük köy dışında tamamen sahipsiz kalmıştır.

    Osmanlı buradaki sahipsiz toprakları vakfetmiş ve Hazine-i Hassanın mülkü saymıştır. Bizans'la başlayıp Osmanlı ile devam eden süreçte bölgenin taş ve kum ocakları olarak kullanılmasına devam edilmiş; çıkarılan taş ve kumlarla imarethaneler, mescit, cami ve çeşmeler inşa edilmiştir. Bölgenin yerleşim yeri olarak tekrar hatırlanması ise Osmanlının son dönemlerine rastlayacaktır.

    Peki tarihi bu kadar geçmişe dayanan Yenibosna'nın adı nereden gelmektedir. Bu konuda tarih kaynaklarında pek çok rivayetler mevcuttur. Kesin olarak bildiğimiz Yenibosna'nın ilk adının Saraybosna daha sonra da Viranbosna olduğudur. Peki bu isimler nereden çıkmıştır.

    Yenibosna adı nereden geliyor?

    Bu konuda birden fazla rivayet var. Bunlardan ilk rivayete göre, Osmanlı İmparatorluğu devrinde, Yoguslavya'dan kaçan prense bu bölge yerleşim alanı olarak tahsis edilmiştir. Prens geldiği kişilerle bu bölgeye yerleştirilmiştir. Şimdiki Yenibosna Merkez Mahallesi İlkokulunun güneybatısında bulunan yere bir saray yaptırırlar. Mahiyetindeki kişilerde sarayın etrafındaki alana evlerini kurarlar. Buraya Yugoslavya'daki Saraybosna'dan esinlenerek Saraybosna adını verirler. Bunu öğrenen zamanın padişahı prensin kendisinden daha güzel saray yaptırmasına ve buraya Saraybosna adı verilmesine çok kızar. Sefaköy'e sarayın karşısına yeni bir saray yaptırır. Buradan Yenibosna'daki saray topa tutulur. Sarayla birlikte köy de yıkılır. Prens öldürülür. Köy harabe halini alır. Bu olaydan sonra Yenibosna Viranbosna adıyla anılmaya başlanır.

    Bir diğer rivayete göre ise padişah Bosna'yı ziyaret ettiği sırada güzel bir Boşnak kızı görür ve ona aşık olur. İstanbul'a dönerken bu kızla evlenmiş; kızın ailesini de İstanbul'a getirmiştir. Yenibosna'yı da kızın ailesine yerleşim yeri olarak vermiş ve buraya yaptırdığı saraya yerleştirmiştir. Bölge daha sonra Bosna'dan göçlere sanhe olmuş, Saraybosna adı verilmiştir. Savaşlar sonunda yapılan saray yıkılmış ve köy halkı ise geri göç etmişlerdir. Bölgede kalanlar buraya Viranbosna adını vermişlerdir.

    Bir diğer rivayete göre ise bölge, Bosna'daki savaşlarda yararlılık gösteren bir beye tımar olarak verilmiştir. Tımar beyi burada kendine bir saray inşa ettirmiştir. Tımar beyi Bosna'da şehit olduktan sonra askerleri bölgeye Saraybosna adını vermişlerdir. Savaşlar sonucunda sarayın yıkılmasıyla bölgenin adı yine Viranbosna olarak kalır. Üç rivayetin de ortak noktası Saray bosna olan bu yerin uğradığı felaketlerin ardından Viranbosna olmasıdır.

    Ve Bulgaristan'dan ilk göçler

    Rivayetlerde bahsi geçen sarayın kalıntıları şimdiki Yenibosna Merkez Mahallesi ilkokulunun arkasındadır. Viranbosna adı 1936'da Yenibosna olarak değiştirilmiştir. Yenibosna'daki asıl yerleşme 93 harbi olarak anılan Osmanlı-Rus savaşından sonra Bulgaristan'dan gelen 5-6 ailenin bölgeye yerleştirilmesiyle başlamıştır. Yenibosna savaşta işgal altında kalmıştır. Bu aileler Yenibosna ilkokulunun güney tarafında şimdi sadece kalıntılarının bulunduğu Viransaray'ın yanına yerleştirilmişlerdir. Bu aileler göç edenlerin lakaplarıyla anılır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu aileler Özkaya'lar, Çavuşoğulları, Süleyman ağalar ve Kırcılar'dır. Bölgeye yerleşip tarım ve hayvancılıkla uğraşan göçmenlere Londra asfaltıyla Ayamama deresi arasındaki arazi tapusuz dağıtılmıştır. Tapusuz dağıtılan bu araziler için 1950'li yıllarda bir çok hukuki sorun ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetten sonra bölgeye Bulgaristan'dan yeni bir göç dalgası gelmiş bu yeni göçlerle birlikte hane sayısı 40'ı bulmuştur. Bu dönem göç eden aileler Mollalar, Hüseyinler, Gelgeçler, Semerciler ve Pala bıyıklardır. Bunlar köyün alt tarafına yerleşmiş burada muhacir mahallesini kurmuşlardır. Halk verimli toprakları ekip biçmeye ve geçimini çiftçilikten kazanmaya başlamıştır. Daha sonra 1935-1937 yılları arasında balkanlardan göç eden ailelerle yerleşim alanı daha da büyümüş; bu ailelere de şimdiki Kuleli cami yakınındaki Kuleli çiftliğine ait arazi hane başına 25-30 dönüm halinde Ziraat Bankası aracılığıyla dağıtılmıştır. Yerleşim girişimlerinin sonucu olarak Yenibosna'nın en işlek caddesi olan Yıldırım Beyazıt Caddesi bu dönemde açılmıştır. Yenibosna bu devirlerde hala köy havasında iken Bahçelievler'de ise iki katlı, geniş, sıralar halinde bahçeli evler kurulmasına başlanmıştır.

    Bahçelievler adı nereden geliyor?


    Yenibosna Merkez Mahallesinde
    bulunan saraylıktan kalıntılar
    Yenibosna İlköğretim Okulu (1972)
    Bu evlerden dolayı bölge daha sonraları Bahçelievler olarak anılmaya başlanmıştır. 1933 yılında köye bir cami ve 1940 yılında bir ilkokul yapılmıştır. 1940 yılında nüfusu 350 kişiye ulaşan Yenibosna halkı Londra asfaltının kurulmasıyla yetiştirdiği ürünleri Bakırköy pazarına götürüp satmaya başlamıştır. Londra asfaltı, Avrupa ile ilişkilerin gelişmesi sonucu tren yollarının yetersizliğinden açılmıştır. Yerleşim Londra Asfaltı'nın açılmasıyla yol kenarlarına tanınmıştır. Londra Asfaltının yetersiz kalmasıyla 65'li yıllarda güneyden E-5 karayolu inşa edilmiş; bu yol Bahçelievler'i güneyden sınırlamıştır. Önce Altınyıldız kumaş fabrikası, ardından Halkalı'da bir yem fabrikasının kurulmasından sonra Yenibosna'daki muhtarlık eliyle sanayi için ucuz arazi satışının başlaması çevrede yavaş yavaş sanayi faaliyetlerinin belirlemesine neden olmuştur. Sanayi faaliyetlerinin bu alanı seçmelerine neden olan etkenler Londra asfaltının sağladığı ulaşım kolaylığı, sanayi için bol ve ucuz arazinin varlığı ve işçi sağlanmasındaki kolaylıklardır.
    Yenibosna (1972)
    Kuleli'de yapılan SEK inşaatı


    Yenibosna belediyelik oluyor

    Yenibosna 1972 yılında belediye haline gelmesine rağmen sanayi tesislerinin, konutların ve tarım dışı faaliyetlerin araziden plansız yararlanmaları sürmüş, hızlı nüfus artışının da buna eklenmesiyle sonuçta ortaya konut sorunu ve altyapı yetersizliği gibi bir çok şehirsel sorun ortaya çıkmıştır. Özellikle 1970'ten sonra sanayi tesislerinin çoğalması, yerleşmenin mekansal olarak genişlemesine yol açarken tarımsal alanda çalışan halk sanayiye yönelmiştir. Bu tarihlerden sonra Yenibosna plansız yapılaşmadan su ve kanalizasyon gibi altyapı yetersizliklerine kadar çözümlenmesi gereken bir dizi ağır sorun barındıran İstanbul'un plansız yapılaşmasıyla genişlemesinin en güzel örneği de Yenibosna'da görülür. Günümüzde Yenibosna Bahçelievler Belediyesi sınırları içinde kalmaktadır. 1992 tarihinde Bahçelievler, Bakırköy Belediyesinden 3806 sayılı kanunla ayrılıp ilçe oluştur. Son nüfus sayımına göre Bahçelievler ilçesinin toplam 526 bin 520 nüfusu içinde, Yenibosna semtinin 190 bin nüfusu vardır. Bahçelievler ve Yenibosna İstanbul'un Avrupa'ya açılan stratejik öneme sahip bölgeleridir.


  4. #4
    61cengiz61 çevrimdışı Üyelik tarihi: 18.10.2007 Son online zamanı: 12.02.2008

    Mesajları
    41
    Konuları
    10
    Eklentileri
    0
    Kredisi
    5
    Harcanan
    0
    Kalan
    5
    oh be çömlüktende çıktım oleyyyyy


Advertising

Advertising

Benzer Konular

  1. Semt pazarları gözetim altında
    Genel forum içinde, yazan OzanA
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 26.03.2020, 20:13
  2. Bu hastalıklara iyi geldiğini biliyor muydunuz?
    Beslenme forum içinde, yazan OzanA
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 15.06.2017, 14:42
  3. Semt pazarı ve İTU uygulamaları HİKAYESİ
    Genel forum içinde, yazan mehmet09
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 15.09.2009, 13:34
  4. bunları biliyormuydunuz?
    Genel Kültür forum içinde, yazan Didem SALİCİK
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 09.01.2008, 13:01
  5. Bunları biliyormuydunuz ?
    Komik Yazılar forum içinde, yazan sssensei
    Yorum: 1
    Son Mesaj: 11.03.2007, 13:41

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  


HAKKIMIZDA

    GIDA GÜNDEMİ 2007 YILINDA FORUMFOOD.NET İSMİ İLE YOLA ÇIKMIŞ, BUGÜN 150 000 İN ÜZERİNDE ZİYARETÇİ SAYISI İLE SEKTÖRE HİZMET ETMEKTEDİR.

TAKİP EDİN

Twitter Facebook youtube Flickr RSS Feed