İyilik nasıl yapılır?**


Epeydir dönüp dönüp iyilik üzerine yazıyorum.

“Kötü insan” olmayışımızın bizi “iyi” kılmaya yetmeyeceğini anlatıyorum.

İyiliğin gösteriş ve güçle derinden uyumsuzluğunu vurguluyorum. Biliyorsunuz...

Geçenlerde de misafirperverlik üzerine yazdım.

Kaybolup giden misafir ağırlama, bir yabancıya kendi “ev”inde katlanma kültürü üzerine düşüncelerimi dile getirdim. Bunun gündelik hayatta barışın zemini olduğunu ve artık bu zeminin ayaklarımızın altından kaydığını söyledim, sürekli okurlarım hatırlayacaklardır. (5 Ekim.)

Şimdi önümde bir okur mektubu var; bir dost okurumun yazısı...

Zaman zaman Trabzon’da yerel gazetelerde yazıları çıkan Metin Kondel adlı okurum, “İyilik nasıl yapılır?” sorusunun cevabını aramış ki...

Yazdıklarını sizlerle paylaşmazsam, olmaz!

Bundan sonrası, biraz kısaltarak ve ufak değişikliklerle onun yazdıklarıdır.


***

Birçoğumuz en son kime iyilik yaptığımızı hatırlamaz olduk. Belki de bu erdemli davranışın çarkları böylesine hızlı dönen bir dünyada çok fazla alıcısı yok.

Ama daha da ilginci, bu eylemin giderek bir kötülük aracına dönüşmeye başladığıdır.

Yanlış okumadınız.

Kötülük için iyilik yapmak. Mümkün bu.

İyilik yaparken iki üç hamle sonra bu iyiliği bir hançer gibi kullanmayı hesaplayanlar olmadığını sanmayın sakın.

Peki, nasıl olur da bu kadar soylu bir davranış kalbimizdeki balans ayarının bozukluğu sonucu bir ihanet eylemine dönüşür?

Önce eskilere gidelim...

Bir akşam vakti Hz. İbrahim’in yaşadığı köyden geçen yaşlı bir yolcu, misafir olup geceyi geçirebileceği bir ev aradı. Hz. İbrahim’in kapısını çaldı ve kendisini misafir edip edemeyeceğini sordu.

Yolcu seksen yaşındaydı ve o yaşına kadar hiç iman belirtisi göstermeden yaşamıştı.

Hz. İbrahim ise kapısını çalan bu insanı Hak yoluna davet etmesinin peygamberliğinin gereği olduğunu düşünmekteydi.

“Bir şartım var” dedi adama.

“Senin Allah’a iman etmeni istiyorum. Kabul edersen misafirim olursun.”

Adam kızdı. Kabul etmedi ve akşamın son ışıkları altında köyün ufkuna doğru ilerledi.

Tam o sırada Hz. İbrahim’e ilahi uyarı geldi.

“Ey İbrahim, biz o insana ömür verdik, mal verdik, evlatlar verdik, rızk verdik. Bunun karşılığında ona şart koşmadık. Ama sen kulum, ona bir gecelik misafirlik için iman etmeyi şart koştun.”

Bu uyarıyla aklı başına gelen Hz. İbrahim hemen koşup adamı durdurdu ve evine çağırdı.

Adam “koştuğun şarttan neden vazgeçtin?” diye sordu.

Hz. İbrahim “Allah bana hiçbir karşılık istemeden ve senin iyiliğin için olsa bile şart koşmadan iyilik yapmamı emretti” karşılığını verdi.

Bunun üzerine “seksen yıl bihaber yaşadığım Allah’a şimdi iman ediyorum” dedi adam.

Şimdi bana, “iyi de hocam, bu eski bir mesel, zaman değişti, günümüze gelelim” diye çıkışabilirsiniz.

Peki! Olay geçen Ramazan’da İstanbul Bağcılar’da yaşandı.

Bir grup insan bir araya gelip fakirlere maddi yardım götürmeye koyuldu. Bir gün karşılarına çok muhtaç yaşlı biri çıktı. Ona düzenli olarak 200 TL ödemeye başladılar.

Aradan bir müddet geçmişti ki, yine böyle bir başka fakire raslayıp ihtiyaçlarını sordular, yardım önerdiler.

Adam reddetti: “Bana her ay birisi 100 TL ödüyor zaten.”

Bunun üzerine yardımsever dostlarımız “bizi bu zatla tanıştır da çabalarımızı birleştirelim” deyince, adam onları götürdü.

Karşılarına çıkan kişi, o her ay 200 TL ödedikleri yaşlı ve çok fakir adamdı.

Dostlarımız şaşırdılar ve oracığa çöküp ağladılar.

Evet, iyilik yürek işidir!..

Ve bildiğim bir şey varsa o da iyiliğin artık birçoğumuzun becerebileceği bir iş olmadığıdır.


haşmet babaoğlu