İlk olarak Arap Yarımadası'nda kahve meyvesinin ısıtılması ile yapılan içecek, özgün hazırlama ve pişirme yöntemiyle kendine has lezzetine kavuşmuştur.

Kahvenin 14. yüzyıl başlarında Habeşistan'dan tüm dünyaya yayıldığını, çıkış yerinin de adının etimolojisi de kahve ile benzerlik gösteren Güney Habeşistan'daki Kaffa yöresi olduğu söylenmektedir. Saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlanmış. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyormuş. Kısa sürede, gerek İstanbul'a yolu düşen tüccarlar ve seyyahlar gerekse Osmanlı elçileri sayesinde Türk Kahvesinin lezzeti ve ünü önce Avrupa'yı oradan da tüm dünyayı sarmış. Yani Avrupa; kahve ile Türkler sayesinde tanışmıştır. Kahvenin toplumumuzda bir zamanı vardır. Genellikle sabah ve öğlen öğünleri arasında tüketilir. Türkçe günün ilk öğünü anlamına gelen "kahvaltı" sözcüğü ?kahve altı?ndan gelmektedir.

[ucluhaber]