2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    Yüksek Lisans Üye ayşegül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05 Apr 07

    Mesajları
    708
    Konuları
    321
    Eklentileri
    40
    Kredisi
    2064
    Harcanan
    0
    Kalan
    2064

    Standart organik tarımın tarihi ve gelişimi

    Dünyada yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşanan hızlı sanayileşme ve nüfus artışı önemli çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Çözüm olarak ise açlık probleminin giderilmesine yönelik politikalar geliştirilmiş ve yoğun girdi kullanılarak birim alandan yüksek verim almaya ve yeni alanların tarıma açılmasına yönelik hedefler belirlenmiştir. Sonuçta, yoğun ve bilinçsiz tarım ilacı ve gübre kullanılması, yanlış toprak işleme uygulamaları, kalıntı riski, toprağın fiziksel yapısının bozulması, organik madde ve canlılığının yitirilmesi ve besin maddesi dengesinin bozulması, tuzlanma, çoraklaşma gibi önemli çevre sorunlarını beraberinde getirmiştir. Verimliliği daha düşük olan marjinal alanların tarıma açılması ise daha sorunlu ortamların oluşmasında etkili olmuştur.

    1970'lerdeki Yeşil Devrim olarak anılan tarım politikaları açlık sorununa kısmen çözüm oluşturmakla birlikte asıl sorunun üretim miktarı değil paylaşımdan kaynaklandığı da ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda nüfus artış hızına oranla gıda artış hızı hemen tüm ülkelerde artmış ancak çok az sayıdaki ülkede sorun olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla artık tarımda uygulanan teknikler sadece üretim miktarında sağladıkları artışla değerlendirilmemekte, çevreye, insan ve hayvan sağlığına olan etkileri ile birlikte irdelenmektedir.

    Bu gelişmelerin sonucunda alternatif bir üretim sistemi olarak Ekolojik Tarım veya İngilizce konuşulan ülkelerdeki adı ile Organik Tarım, Latin ülkelerindeki ismi ile Biyolojik Tarım ortaya çıkmıştır. Bu işin öncülüğünü giderek artan çevre sorunlarına duyarlı ve tarımdaki üretim tekniklerini ve kullanılan girdileri sorgulayan Avrupalı bazı üreticiler yapmıştır. İlk dönemlerde üretilen ürünler büyük oranda çiftliklerde veya yakın çevresindeki yöresel pazarlarda tüketilirken sonraki yıllarda olay ticari boyut kazanmış ve 1980'li yıllardan sonra tüm dünyada giderek artan bir kabul görmüştür. Dünyada ilk uluslar arası yapılanma 1972 yılında IFOAM (Uluslar Arası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) ile meydana gelmiştir.

    Ekolojik ürünlerin tüketicilerce talep edilmelerinde kişisel sağlığa ve özellikle çocuklarının sağlığına verdikleri önem, ilk sırada yer almaktadır. Almanya ve İngiltere'de yapılan bir anket çalışmasında sağlık, Almanya'da % 70, İngiltere'de ise % 46 ile ilk sırada ifade edilmiştir. Almanya'da çevre % 10-30, lezzet % 13-24 ile ikinci ve üçüncü sırada bulunmaktadır. İngiltere'de ise çevre % 41, lezzet % 40, hayvan hakları % 26 ile sağlığı takip etmektedir. Ekolojik hayvan üretiminde hayvanlara açık, havadar ve güneşli belirli bir alanın ayrılmasını öngörmesi nedeni ile Avrupa'daki hayvan severler arasında tercihte ilk sıralara doğru yükselmektedir.

    İnsanların yaratılışından beri sürdürdükleri her çeşit faaliyetlerin yanı sıra tarım alanındaki faaliyetleri de insanın bilim teknoloji ve endüstri alanında ilerlemeler kaydetmesiyle çoğalmış ve dünyanın başlangıçta var olan hassas dengelerini bozarak sonunda insanın bizzat kendisine çevrilmiş tehlikeli bir silah haline gelmiştir. Ekolojik tarım felsefesinde güdülen amaç öncelikle kötü gidişi durdurmak ve mümkün olduğunca çevreyi insan sağlığını tehlikeye düşürmeyen, onları sağlıklı ürünlerle besleyen bir hale getirmektir.

    Bu nedenlerle insanoğlunu binlerce yıl beslemiş olan dünyamızın yaşadığı kirliliği azaltmanın yollarından birisi olan ekolojik tarım, sadece üretim şekli olarak algılanmayıp her toplumda geniş tabanda yaşam felsefesi haline getirilirse gelecek kuşaklara daha temiz ve sürdürülebilir bir dünya bırakmak mümkün olacaktır.

    Organik Tarımın Türkiyede Gelişimi

    Türkiyede organik tarım 1984 yılında yabancı alıcıların talepleri ile başlamıştır. Üretilen ilk organik ürünler kuru üzüm, kuru incir olmuş daha sonra kuru kayısı ve fındık üretimine geçilmiştir. 1990lı yıllara kadar organik ürün çeşidi 8 adet olmuş, daha sonraki yıllarda yurt dışı taleplerine bağlı olarak ürün çeşitliliği gelişmiştir. Günümüzde organik ürün çeşidi işlenmiş ürünler dahil artış göstererek 270 adet ürünü geçmiştir. Bir diğer önemli gelişme ise 1992 yılında ülkemizde organik tarım konusunda faaliyet gösteren tüm kuruluşların katılımı ile ülkemizde organik tarımın daha sağlıklı gelişmesini amaç edinen Ekolojik Tarım Organizasyonu derneği (ETO) kurulmuştur. Dernek organik tarım konusunda üreticiden işleyiciye, araştırıcı, üniversitelerden tüketicilere kadar çok geniş yelpazede üyeleriyle çatı kurum, şemsiye organizasyon görevini sürdürmektedir.

    2006 yılı istatistiklerine göre üretici sayısı 14 256 kişiye, üretim alanı 192 788 hara, üretim miktarı 458 095 tona, ürün sayısı 270 ürüne ulaşmıştır. Üretilen organik ürünler başlangıçta ham ürün olarak değerlendirilirken, günümüzde işlenerek katma değeri arttırılmış ürün sayısı gittikçe artmaktadır.

    Organik sertifikalı ürünlerin tamamının üretimi yapılmamakta, bir bölümü tıbbi ve aromatik bitkiler başta olmak üzere doğadan toplanmaktadır. Doğadan toplanan ürünlerinde organik tarım yönetmeliğinde belirtilen kurallara uygun bölgelerde olması ve toplama koşulları da yine ayni yönetmeliğe uygun olmalıdır. Türkiye de 2006 yılı verilerine göre doğadan toplanan ürünler toplam organik üretim alanının % 48 ini oluşturmakta, tarımsal faaliyet sonucu üretim ise % 47 sini meydana getirmekte, nadasa bırakılan alan ise % 5 lik bir dilim almaktadır.

    Ülkemizde hayvansal üretim olarak ilk yıllarda sadece bal üretimi gerçekleştirilirken son yıllarda büyük ve küçük baş besiciliği, süt ve et üretimi, kanatlı yetiştiriciliği başlamıştır. 2006 yılında toplam 12 besici, 19 296 adet hayvanla, 10 502 ton et, 288 803 ton süt üretmektedir. Buradaki hayvan varlığı içinde kanatlı varlığı tam organik sertifikalı olarak 1 üretici ve 2700 adet tavuk, geçiş dönemi olarak, 1 üretici ve 3194 tavukla yer almaktadır.

    Organik arıcılıkta ana ürün bal olmakla birlikte, bal mumu, polen ve propolis üretimi de gerçekleştirilmektedir. 2006 yılında tam organik ve geçiş dönemi birlikte değerlendirildiğinde 188 üreticide 33 278 adet kovanda 741 ton bal üretimi yapıldığı görülmektedir.

    Ülkemizde 2006 yılı itibari ile organik tarımsal üretim 67 ilde organik tarım yapılmaktadır. Üretilen ürünler kuru meyve, sebze, meyve, tarla bitkiler, tıbbi bitkiler ve hayvansal ürünleri içermekle birlikte, ürün toplamının büyük kısmı kuru ve kurutulmuş ürünlerden oluşmakta bunu tıbbi ve aromatik bitkiler ve tarla bitkileri takip etmektedir.

    Organik Tarımın Uygulanması ve Yasal Yapı

    Bilindiği gibi organik tarım yapabilmek için öncelikle kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarından biri ile sözleşme yaparak organik tarım kurallarına uygun üretime beşlemek gerekmektedir. Kontrol ve sertifikasyon kuruluşlar üreticiyi haberli ve habersiz olarak üretim yerinde denetler. Eğer tüm uygulamalar doğru yapılmış ise ürüne organik ürün sertifikası verir, üretici veya kuruluş bu sertifika ile ürününü Türkiyede veya yurt dışında organik ürün olarak satabilir. Ancak organik tarıma başlayan üretici daha önce konvansiyonel tarım yapıyorsa ürününün tam organik sertifikası alabilmesi için geçiş dönemi denen bir süreç geçirmek zorundadır. Geçiş süreci tek yıllık bitkilerde 2 yıl, çok yıllık bitkilerde 3 yıldır. Bu süreçte organik tarım yapmak isteyen üretici yönetmeliklere uygun üretim yapar, denetlenir ancak geçiş dönemi diye ayrı bir sertifika alır. Bu sürecin sonunda organik sertifika almaya hak kazanır. Tarıma başlanan yer uzun yıllar tarım yapılmamış bir alan ise sertifikasyon kuruluşunun onayı ile bu süreç yarı kadar kısalabilir.

    Organik tarımda tüketicinin ve üreticinin hakkını koruyan, sistemde izlenebilirliği ve güvenilirliği sağlan yapı kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarıdır (KSK). Ülkemizde Tarım Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş 13 adet kuruluş bu görevi yerine getirmektedir. Bu KSKlar tamamen bağımsız ve özel kuruluşlardır. Kontrol ve sertifikasyon kuruluşları belgelendirme kalite belgesine sahip olmalıdır. Ayrıca ülkemizdeki KSKların hemen tamamı Türk organik tarım yönetmeliği haricinde Avrupa Birliği, Amerikanın NOP, Japonyanın JAS ve bazı özel yönetmelikler (Bio-Swiss, Demeter, vd.) yönetmeliklerine uygun denetleme ve belge verme yetkisine sahiptir.

    Organik tarımda ülkemiz yasal alt yapısını tamamlamış durumdadır. Ancak tüm dünyada yönetmelikler sorunlara karşı sürekli yeni yöntem ve girdi geliştirilmesi nedeni ile devamlı değişikliğe uğrayarak yenilenmektedir. Avrupa Topluluğu ülkeleri öncülük yaparak 1991 yılında 2092 sayılı bitkisel ürünlerin üretimini ve pazara sunulmasını düzenleyen yönetmeliği yürürlülüğe koymuştur. Ülkemizde ise ilk yönetmelik ekolojik üretimi şekillendiren ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na düzenleme yetkisi veren yönetmelik, ETO derneğinin ve Tarım Bakanlığının ortak çabaları ile hazırlanmış 22145 sayı ve 18 Aralık 1994 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak uygulamaya girmiştir. Daha sonra 29 Haziran 1995 tarihinde ve 11 Temmuz 2002 tarihinde yönetmelikler yeniden düzenlenmiştir. Organik Tarım Kanunu ise 3 Aralık 2004 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelikteki son değişiklik ise 10 Haziran 2005tarihinde yapılmıştır.

    Organik Tarımın Farklı Sektörlerle Entegrasyonu

    Bilindiği gibi organik tarım sadece tarımsal kirliliği değil çevre, ekolojik denge ve biyo çeşitlilik, v.b. gibi birçok konu önem taşımaktadır. Bu nedenlerle organik tarım günümüzde bir yaşam felsefesi halini almış, sadece gıda ürünlerinde değil gıda dışı birçok üründe de sertifikalı ürünler tercih edilmektedir.

    Organik Tarım gıda ve gıda-dışı birçok sektörle beraber çalışır.

    Bu sektörler: Eko ve agro-eko turizm, Yeşil otelcilik, Yerel markalı ürünler, Restoranlar, Süpermarket zincirleri, Sağlık turizmi, Katering servisleri, Gıda, Tekstil, Kozmetik, Ormancılık ve diğerleridir.

    Organik sertifikalı gıda dışı ürünler çok çeşitlidir. Dünyanın en büyük organik tarım fuarı olan son BIYOFAH organik tarım fuarında 22 000 adet farklı ürün sunulmuştur. Organik sertifikalı gıda dışı ürünlere bazı örnekler olarak masa, sandalye, mobilya takımları, tekstil, iç giyim, bebek giysileri, diş macunu, diş fırçası, deterjanlar, tahta çocuk oyuncakları, kesme çiçekler, parfüm, makyaj malzemeleri gibi birçok farklı ürün sayılabilir. Özellikle son yıllarda parfüm ve makyaj malzemelerinde ciddi talep artışı vardır.

    Bu ürünlerin organik sertifikalı olanlarının tercih edilme nedeni; gerek bu ürünlerin ve ham maddelerinin üretimi ve işlenmesi sırasında gerekse bu ürünlerin üretiminde ve kullanımı esnasında tüketiciye, üreticilere ve çevreye zarar vermediği için talep edilmektedir.

    Entegre olunan sektörlerden en yüksek uygulama görüleni agro-eko truzimdir. Bölgenin doğal ve varsa turistik özellikleri çevreyi tahrip etmeden sunulmakta, gelen ziyaretçiler organik ürünleri tüketmekte, üretim aşamasını veya doğal ortamı paylaşmaktadır. Yeşil otelcilikte gıda dışında otelde sunulan sabun, havlu gibi birçok kullanım malzemesi de organik sertifikalı olmaktadır.

    Ülkemizde de organik ürünlerle yapılmış yemekleri sunan yemek zincirleri faaliyete başlamıştır. Talep halinde yemekleri tüketiciye veya büyük servis alanlarına ulaştırmaktadır. Sağlık sektöründe organik sertifikalı ilaçlardan tüm makyaj malzemelerine ciddi talep görülmektedir. Ülkemiz özellikle bu sektörüm ham maddesi olan birçok tıbbi ve aromatik bitkiye sahiptir. Bu bitkilerin organik üretimlerinin ve işleme tekniklerinin geliştirilmesi bu pazarlarda bize avantaj sağlayacaktır.

    Organik ürün pazarlayan süpermarket zincirleri de gelişmektedir. Ülkemizde özelleşmiş dükkânlar ve restoranlar büyük şehirlerimizde servise başlamıştır. Bu sistem gelecekte diğer şehirlerimize de yayılacaktır.

    Yerel markalı ürünler özellikle ülkemizde önem taşımaktadır. Ülkemizde hemen her yörede o bölgeye özgü yerel çeşitler yanında yöresel gıda ürünleri, halı kilim gibi el ürünleri bulunmaktadır. Bu ürünlerin ister gıda ister gıda dışı olsun tümünün yerel marka koruması altında değerlendirme şansı çok yüksektir.

    Sonuç

    Organik tarım ülkemizde diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi büyük gelişmeler göstermiştir. Özellikle tarım potansiyeli ve ürün çeşitliliği ile önemli avantajlara sahiptir. Ancak ülkemizde organik tarım halen ihracata endeksli gelişme göstermekte, ürün çeşitliliği ve miktarı dış pazarlara göre gelişmektedir. Organik ürünler üzerlerinde kimyasal kirlilik (tarım ilacı ve hormom) taşımaz, üretildiği çevreyi ve doğayı tahrip etmez, sürdürülebilir bir tarım imkanı sağlar, içerdikleri antioksidant ve besin değerleri daha yüksektir. Aslında bu sağlıklı ve çevreyi tahrip etmeden üretilmiş, gıda güvenliğine uygun ve izlenebilir özellikleriyle ön plana çıkan organik ürünleri öncelikle bizim çocuklarımız ve bizim insanlarımız tüketme şansına sahip olmalıdır.

    Şüphesiz ihracatta önemlidir ancak iç pazarımızı kısa sürede tüketiciyi de bilinçlendirerek geliştirmemiz şarttır. İç Pazar geliştiğinde arz edilen ürün çeşitliliği ve miktarı da arttığı için buna bağlı olarak ihracatta artacaktır.

    Organik tarımda tarımsal ürünler açısından ülkemiz çok şanslıdır. Türkiye diğer birçok ülkeden farklı olarak henüz tamamen topraklarını kirleterek kaybetmemiştir. Türkiyede gıda ürünleri dışında, tarım ürünlerini ve çevreyi paylaşan agro-eko truzim gibi sektörler, organik pamuk ve buna bağlı tekstil, mobilya, tıbbi bitkiler, makyaj malzemeleri ve parfüm gibi sektörlerin gelişme şansı yüksektir. Ayrıca organik tarım yerel çeşitlerin ön plana çıkarılmasını, yöresel ürünlerin tanımlanmasını, tarımsal yörelerin kültürünün, birikiminin korunmasını ve tanınmasını sağlayacaktır.


    Prof. Dr. Ahmet Altındişli

    Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi,

    Bahçe Bitkileri Bölümü, Bornova/İzmir
    ahmet.altindisli@ege.edu.tr


    •    Alt 06-02-2007'den beri

      Advertising

      advertising
      Mesajları
      1
      Konuları
      0
      Eklentileri
      0

        
       

  2. #2
    Onursal Üye Oğuz Pelikli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    21 Feb 07
    Yaş
    45

    Mesajları
    2729
    Konuları
    384
    Eklentileri
    70
    Kredisi
    3608
    Harcanan
    0
    Kalan
    3608

    Standart Cvp: organik tarımın tarihi ve gelişimi

    Dünya’da Organik Tarımın gelişimi 1930’lu yıllara dayanmaktadır,

    Avrupa Organik Tarımı 1924 Rudolf Steiner’in bio dinamik tarım söylemiyle başladığı ve bunu takiben 1930 ve 40’larda İsviçre’de Hans Mueller tarafından, İngiltere’de bayan Eve Alfour ve Albert Howard, Japonya’da Masanobu Fukuoka tarafından geliştirildiği bilinmektedir. 1960’larda Avrupa’daki bir çok çiftlik Organik Tarıma geçmiş ve 1990’ların başına kadar organik tarım devlet tarafından desteklenmiştir.

    Avrupa, ABD ve Japonya’da organik ürünlere olan talebin artması, Dünya’daki çeşitli ülkelerde organik tarımın doğuşuna neden olmuştur. 2002 Şubat ayındaki SOEL araştırma sonuçlarına göre, dünya üzerinde organik tarımın yapıldığı toplam alan 17 milyon hektardır.

    Bu miktarın çoğunluğunu teşkil eden ülkeler Avustralya (7,7 mil.ha), Arjantin (2,8 mil.ha) İtalya (1 mil.ha.dan fazla) olarak sıralanırken; organik tarımın uygulandığı kıtalar arasında yapılan değerlendirmede ise ilk üç sıra Okyanusya (% 45), Avrupa (% 25), Latin Amerika (% 22) olarak belirlenmiştir.1972 yılında Toprak Derneği ( Soil Association/İngiltere), Doğa ve Gelişme (Nature et Progrés/Fransa), İsveç Biyodinamik Derneği, Güney Afrika Toprak Derneği ve Rhodale Press (ABD)’in bir çatı altında toplandıkları Uluslar arası Organik Tarım Hareketleri Fedarasyonu (International Organic Agriculture Movement / IFOAM)’nun kurulması ile organik tarım çalışmaları güçlü bir ivme kazanmıştır. Bundan sonra Avrupa ülkelerinde ekstansif üretimi desteklemek amacı ile politikalar yürütülmüştür. 1991 yılında ise Avrupa Birliği’nin hayvansal üretimine ilişkin yönetmelik ve Codex Alimentarius yayınlanmıştır.

    Bütün bu gelişmelerin ardından Avrupa Birliği ülkelerinde organik tarım ürünlerine olan talep 2001 yılında dioksin, deli dana gibi hastalıklar ve özellikle genetik modifikasyona uğratılmış tohum ve bitki materyallerinin yaratması muhtemel riskler sonucu güçlü bir artış göstermiştir. günümüzde Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Japonya organik ürün talebinin yüksek olduğu pazarlar olarak bilinmektedir. Bununla beraber Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya, Yeni Zelanda, Avustralya, İskandinav ülkeleri organik tarım ürünleri ile birlikte gıda ürünlerinin dışındaki organik ürünlerinde talep edildikleri ülkeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Organik ürün üretimini, gelişmiş ülkelerde (ABD, Kanada, Avustralya, Japonya, AB vd.) iç pazar talebi, gelişmekte olan ülkelerde ise ihracat talep artışı yönlendirmiştir. Avrupa’da organik ürün üretiminde; Danimarka, İngiltere ve İsviçre öncülük etmişlerdir. Genelde gelişmekte olan ülkeler, üretimi artırma ve dış satıma sunma çabası içerisindeyken gelişmiş ülkeler, bir yandan dış alım ve bir yandan da iç üretimleriyle iç pazar talebini karşılama eğilimi içerisindedirler. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkeler dış satım açısından birbirlerine rakip ülkeler iken, gelişmiş ülkeler hedef pazar konumundadırlar Nitekim Türkiye de dış satımının büyük çoğunlukla AB ve ABD’ne yapmakta ve diğer gelişmekte olan ülkelerle rekabetçi konumda bulunmaktadır.

    Günümüzde, dünya genelinde yaklaşık 130 ülkede ticari kalitede organik ürün üretimi yapılmaktadır. Bunlardan en az 90’ı gelişmekte olan ülke olup, büyük çoğunluğu Asya ve Afrika’da bulunmaktadır. Öte yandan organik ürün sertifikasyon işlemleri ise çoğunlukla Avrupalı şirketlerce yapılmaktadır.

    Dünyada en önemli organik ürün dış alımcısı konumunda olan AB’ye organik ürün ihraç edebilecek ülkeler listesinde Türkiye, İsrail, Avustralya, Macaristan, İsviçre ve Arjantin avantajlı ülkeler olarak görülmektedirler.Dünya ticaretine konu olan organik ürün sayısı oldukça fazla olup genelde; bitkisel, hayvansal ürünler ile çeşitli işlenmiş gıdalar ve içeceklerden oluşmaktadır. Bunlardan işlenmiş gıda ürünlerine yönelik ticaret hacmi giderek genişlemektedir.

    Organik, Biyolojik veya Ekolojik Tarım olarak farklı isimlerle belirtilen tarım uygulamalarında temelde ekolojik yöntemlerin uygulanması prensibi vardır.

    Organik Tarım, çoğunlukla yöresel mevcut kaynakları kullanan, ekolojik dengeyi bozmayan, toprağı ve çevreyi koruma konusunda tutucu olan bir tarım şeklidir. “Toprak verimliliği” başarılı üretimlerin anahtarı olup, bitki, hayvan ve peyzajın doğal kapasitesine saygılı olan Organik Tarım, çevrenin kalitesini düşürmemeyi (asgaride tutmayı) hedefler.

    Organik Tarım, sentetik kimyasal gübreler, pestisitler ve büyüme düzenleyiciler gibi girdilerin kullanımını reddeder.“Organik Tarım” terimi yaklaşık 30 yıl boyunca, uluslararası düzeyde, IFOAM organik üretimi temel standartlarında yer almış; bunlar da sertifikasyon kuruluşlarının ve bir çok ulusal organik tarım mevzuatının özel standartlarının temelini oluşturmuştur.

    Organik Tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas itibariyle sentetik kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kullanımının yasaklanması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini arttırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı tavsiye eden, üretimde miktar artışını değil ürünün kalitesinin yükseltilmesini amaçlayan bir üretim şekli olarak benimsenebilir.

    Dünya ticaret hacmindeki gelişmeler, uluslararası sermaye hareketlerindeki artış, çok uluslu şirketlerin gün geçtikçe daha fazla büyümesi ve güçlenmesi küreselleşmede etkili olan unsurlardır. Bu unsurlar aynı zamanda tarım ve gıda sektöründeki gelişmelerde ve teknolojik ilerlemelerde de etkili olmuştur.

    Küreselleşme ve iletişim olanaklarındaki gelişmeler dünya ticaretinde değişikliklere yol açmış, yeni ürünleri ve kavramları ortaya çıkarmıştır. Modern biyoteknolojideki gelişmelere bağlı olarak biyoteknolojik ürünlerin ve ayrıca, refah ve bilinçlenme düzeyindeki artışa bağlı olarak organik ürünlerin ticareti konusu gündeme gelmiştir.

    Uruguay Round çok taraflı ticaret müzakereleri sonucunda kabul edilen anlaşmaların 1995 yılında hayata geçmesiyle birlikte tarım sektörünün küresel ekonomiye entegrasyonu hızlanmış ve çok taraflı ticaret sisteminde tarım ürünleri ticaretine uygulanacak kurallar hükme bağlanmış; teknik engel ve sağlık önlemi olarak yapılacak uygulamalar belirli bir disiplin altına alınmış; fikri mülkiyet hakları alanında uygulanacak kurallar belirlenmiş; yeni bir kurumsal yapıyla etkin olarak çalışan bir uluslararası kuruluşa -Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)- hayat verilmiştir.

    Günümüzde, genel olarak, konvansiyonel ürünler olarak tanımlanan geleneksel ürünler ile modern biyoteknoloji yöntemleri kullanılarak üretilen genetik ürünler ve organik ürünlere uygulanan çok taraflı ticaret kuralları arasında farklılıklar bulunmamaktadır. İlgili DTÖ Anlaşmalarına -Ticarette Teknik Engeller Anlaşması (TBT) Sağlık ve Bitki Sağlığı Önlemleri Anlaşması (SPS)- göre ticarette sağlık önlemi veya teknik önlem olarak yapılmasına izin verilen uygulamalarda, modern biyoteknoloji yöntemleriyle üretilen ürünler için özel düzenlemelere yer verilmemiştir. Fakat, ilgili Anlaşmalara göre, bilimsel temellerinin olması ve uluslararası standartlara dayanması koşuluyla, bu ürünlerin dış ticaretinde teknik önlem veya sağlık önlemi alınması mümkün bulunmaktadır.Diğer taraftan, DTÖ Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Anlaşması, sanayide uygulanabilir olması ve bir yeniliği de beraberinde getirmesi koşuluyla teknolojik gelişmelerin patente bağlanabileceği hükmünü içermektedir.

    Biyoteknolojik ürünler ve organik ürünlere uygulanacak kurallar konusu sadece DTÖ’de değil, aynı zamanda farklı uluslararası kuruluşlarda da ele alınmaktadır. Temel gıda güvenliğini kontrol amacıyla uygulanacak genel standartları oluşturma görevi, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, ortak gıda standart programını uygulamak üzere kurulan "Codex Allimentarious Commission"a verilmiştir. Bu kapsamda anılan Komisyon, biyoteknolojik yöntemlerle üretilen ürünler ve organik ürünler için uygulanacak temel gıda standart programlarını oluşturmaktadır.

    Son zamanlarda, özellikle gelişmiş ülkelerdeki tüketici talebi refah ve bilinçlenme düzeyindeki artışa, iletişim ve ulaşım olanaklarındaki gelişmeye bağlı olarak organik ürünlere yönelmektedir. Tarım ürünü üreticisi ve ihracatçısı bazı gelişmekte olan ülkeler, bu talebi karşılamak üzere, organik tarım ürünlerinin üretimi ve ticareti üzerine yoğunlaşmaktadırlar. Organik tarımın öneminin sürekli arttığını belirtmek mümkündür. Ancak, organik ürün ve pazarlarla ilgili araştırmalar sınırlı, geleceğe ilişkin tahminler ise yetersizdir.

    Diğer taraftan, Dünya ticaretinde, organik ürünlerin ticareti biyoteknolojik ürünlerin ticareti kadar hızla artmamaktadır. Organik tarım ürünlerine yönelen talep, gelişme yolundaki ülkeler için yeni ihracat olanakları yaratmıştır. Ancak, organik tarım ürünlerinin, organik olmayan ürünlere göre daha pahalıya üretilmesi ve satılması; organik tarım işletmeciliğine geçişin belirli bir zamanı gerektirmesi; organik üretimin sertifikayla belgelenmek durumunda olması ve organik ürün ve pazarlarla ilgili araştırmaların sınırlı olması, organik ürün ticaretinin yaygınlaşmasının önündeki en önemli engellerdir.1997 yılı itibariyle dünyada 10.455 milyon dolar tutarında olduğu belirlenen organik ürün perakende satışlarının % 50'sinden fazlası Avrupa ülkelerinde gerçekleşmiştir.

    Avrupada en gelişmiş organik gıda ve içecek pazarına sahip olan ülkeler Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere'dir. 1997 yılındaki satışların yaklaşık % 40'ı ABD'de, %10'u ise Japonya'da yapılmıştır.Uluslararası ticareti yönlendiren unsurlardan biri tüketici tercihleridir. Tüketiciler bilimsel ve teknolojik gelişmeler karşısında daha bilinçli davranmak durumunda olan kesimdir. Bu kesim konuya sağlık, çevre ve etik kurallar olmak üzere üç farklı açıdan yaklaşmaktadır.

    Genel olarak tüketiciler, teknolojik gelişmelerin çok yönlü etkilerinin bulunduğunu ve bu etkilerin bazılarının olası riskleri de beraberinde getirdiğini bilirler ve kararlarını bilinçli olarak vermek isterler. Ayrıca, bunları bilimsel ve etik değerlendirmelerin gerektirdiği kritik kararlar olarak görürler. Yapılan araştırmalar, OECD ülkeleri arasında, Kuzey Amerika ülkeleri ile Avrupa ülkeleri arasında, biyoteknolojik ürünlere yaklaşım şeklinde önemli farklılıklar bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bir kesim -Amerikalılar- gıda üretimi için modern biyoteknolojinin kullanımına olumlu yaklaşır ve modern biyoteknolojinin gıda üretimi açısından olduğu gibi, çevrenin de yararına olduğunu belirtirken, diğer kesim -Avrupalılar- bu düşüncenin aksine konuya şüpheyle yaklaşmaktadır.

    Amerika ve Avrupa ülkeleri arasındaki bu yaklaşım farklılığı mevzuat düzenlemelerine de yansımıştır. AB genetik olarak değiştirilmiş mikroorganizmalardan üretilen ürünlerin onaylanması konusunda ABD'den farklı bir süreç izlemekte ve uygulamaları "ihtiyatlılık" ilkesine dayanmaktadır. Tüketiciler açısından esas olan kaygı, gıda üretiminde genetik biliminin kullanılmasının olası bilinmeyen riskleridir. Bu durum sağlık ve çevre açısından kabul edilebilir risk düzeyinin tanımlanmasını da güçleştirmektedir. Bu kaygılar tüketicileri, modern biyoteknoloji yöntemleriyle üretilen ürünlerin etiketlenmesi veya bu ürünlerin orta ve uzun dönemli etkileri konusunda risk değerlendirmesinin yapılması yönünde talepte bulunmaya yönlendirmektedir.

    Ülkemiz İthalat Rejimi kapsamında kamu ahlakı, kamu düzeni ve kamu güvenliği ile insan, hayvan ve bitki sağlığının korunması veya sınai ve ticari mülkiyetin korunması amacıyla ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde önlem uygulanan ürünler kapsamı dışındaki tüm ürünlerin ithali serbesttir. Ayrıca, bütün tarım ve gıda maddelerinin ithalatında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan, eczacılık sanayi ürünlerinin ithalatında ise Sağlık Bakanlığı'ndan kontrol belgesi alınması gerekmektedir.

    Dış ticaretle ilgili veriler arasında, ülkemize modern biyoteknoloji yöntemleriyle üretilen tarım ve gıda maddelerinin ithal edildiği yönünde bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, önümüzdeki dönemde kaydedilecek gelişmelere bağlı olarak, bu konunun gündeme gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle, modern biyoteknoloji yöntemleriyle üretilen ürünler için geçerli olacak çok taraflı ticaret kurallarının oluşturulmasından önce, bu alanı düzenleyen ulusal düzenlemelerin yapılmasında yarar bulunmaktadır. Ancak, ulusal düzenlemeler yapılırken, modern biyoteknoloji alanındaki gelişmelerin de düzenli bir şekilde izlenmesi ve bunun sonuçlarının ulusal düzenlemelere yansıtılması gerekmektedir.

    Bu kapsamda, çağdaş sistemlerde geçerli bir uygulama olan ve tüketicilere almak istedikleri ürünle ilgili her türlü bilgiye ulaşabilmeleri imkanını veren etiketleme uygulamasına geçilmesi etkin pazar çözümlerine ulaşabilmek bakımından yararlı olacaktır.Resmi dış ticaret istatistikleri olmadığından organik gıda ürünlerindeki uluslararası ticaretin resmini görebilmek mümkün değildir.

    Uluslararası Ticaret Merkezi ( ITC ) ’nin tahminlerine göre dünya organik gıda ve içeceklerin perakende satış rakamları 1997 de 10 milyar dolar dan 2000 yılında 17,5 milyar dolara çıkmıştır. 2001 için 21 milyar $ olduğu söylenen rakamın 2008 yılı için 80 milyar $’ı bulacağı tahmin edilmektedir.

    Dünya genelinde tahmini büyümenin içinde en büyük pazar % 46 ile Avrupa, en hızlı büyüyen pazar ise Avustralya ve Yeni Zelanda’dır. Diğer yandan, büyüme, geçmiş yıllarda her ne kadar Almanya ve Hollanda’da yüzde onun altında bir büyümeyle çok yavaş seyrettiyse de Danimarka ve İsviçre gibi ülkelerde bazı yıllarda yüzde kırk büyüme oranları tespit edilmiştir. İngiltere ve keza ABD’nin son birkaç yıldaki organik pazar gelişimi çok hızlı olmuştur.

    Eldeki verilere göre yıllık küresel büyümenin 2000 yılındaki oranı %20’ler gibiyse dünya perakende satışları toplamının 2001 yılı için 21 milyar doları bulmuş olması lazımdır. Bu olumlu artışın en önemli nedeni Tüketicilerin “Çevre ve Sağlık” olgularına gösterdiği duyarlılıktır. Transgenik ürünlerde yaşanan bazı sağlık sorunları bu duyarlılığın artışını sağlamışlardır.

Advertising

Advertising

Benzer Konular

  1. organik tarımın esasları ve uygulamasına yönelik YÖNETMELİK
    Organik Üretim forum içinde, yazan ilkertunca
    Yorum: 1
    Son Mesaj: 27-03-2008, 10:17
  2. Organik Asitler ve Hayvan Beslemede Organik Asit Kullanımı
    Sektörel Pratik Bilgiler forum içinde, yazan Gülsel ŞEN
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 07-02-2008, 11:36
  3. Organik Tarımın İlkeleri
    Organik Üretim forum içinde, yazan engineer
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 29-01-2008, 14:26
  4. rakının tarihi
    Alkollü ve Alkolsüz İçecekler forum içinde, yazan Gülsel ŞEN
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 12-11-2007, 17:38
  5. buğday ıslah tarihi
    Bakliyat ve Kuru Gıda forum içinde, yazan Gülsel ŞEN
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 08-10-2007, 12:58

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  


HAKKIMIZDA

    GIDA GÜNDEMİ 2007 YILINDA FORUMFOOD.NET İSMİ İLE YOLA ÇIKMIŞ, BUGÜN 150 000 İN ÜZERİNDE ZİYARETÇİ SAYISI İLE SEKTÖRE HİZMET ETMEKTEDİR.

TAKİP EDİN

Twitter Facebook youtube Flickr RSS Feed