2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    aysentika çevrimdışı Üyelik tarihi: 24.02.2007 Son online zamanı: 09.07.2012

    Mesajları
    91
    Konuları
    29
    Eklentileri
    11
    Kredisi
    563
    Harcanan
    0
    Kalan
    563

    Standart pasteur'un hikayesi

    Pasteur’un Hikâyesi
    Paul de Kruif’in hastalık nedenlerini bulanların en başta geleni Louis Pasteur hakkında anlattıkları;
    “1831’de başka bilimler büyük sıçramalar yaparken mikrop avcılığı bir duraklamaya girdi. Olağanüstü mikroplar yaratılmıştı, ama hiç kimse gözle görülemeyen bu hayvanları, güçlerini sınamak için kullanılmamıştı. Bu sefil varlıkların giyotinden ya da Waterloo’nun toplarından daha tehlikeli birer katil olduklarını gösteren hiçbir ipucu yoktu. O yıl, bir gün bir Fransız dağ köyünde dokuz yaşında bir çocuk bir demirci dükkânından korkarak kaçtı. İnsan etine basılan kızgın bir demirin çıkardığı ıslığı duymuştu. Tedavi edilen kurban kısa süre önce kuduz bir kurt tarafından ısırılmıştı. Çocuk ise Louis Pasteur’den başkası değildi. O kuduz kurt tarafından ısırılan sekiz kurban daha kuduzun neden olduğu boğaz kavuran şiddetli ağrılardan öldü. Çığlıkları küçük çocuğun kulaklarında uzun zaman çınladı durdu. “Kurtları ne kuduz yapıyor, baba?” diye sordu. “İnsanlar neden kuduz kurtlar ısırdığında ölüyorlar?” Napoleon’un eski çavuşlarından olan babası, kurşunla ölen binlerce insan görmüştü, ama insanların neden hastalıktan öldüğü konusunda hiçbir fikri yoktu. “Belki kurtların içine şeytan girmiştir” diye karşılık verdi. Bu yanıt, hemen hemen o zamanın en bilgili bilim adamının ya da en pahalı doktorunun verebileceği yanıttı. Gerçekten de bütün hastalıkların nedeni daha bir sırdı. Hiç kimse mikroplar konusunda bir şey bilmiyordu. Bütün yaşayan şeylerin geniş bir kart katalogunu çıkarmak için didinen İsveçli Carolus Linnaeus mikroplar üzerine çalışma fikrinden hemen vazgeçmişti. “Çok küçük ve karmaşıklar. Hiç kimse onlar hakkında asla bir şey öğrenemez. Onları ancak Bilinmeyen sınıfına sokabiliriz.” Fakat Pasteur büyüyüp kimyacı olana kadar geçen süre içinde mikroplar ciddi bir biçimde ilgi çekmeye başladılar. Pasteur 26 yaşında Lille’de Fen Fakültesi Dekanı yapıldı. Mikroplarla karşılaştığı yer de burası oldu. Otuz yıl devam eden büyük bir heyecan dalgası yaratarak dünyaya mikropların ne denli önemli olduğunu gösterdi. Lille’li tüccarlar Pasteur’e “Yüksek bilim tamam da” diyorlardı, “bizim bilmek istediğimiz, Profesör, kar getiriyor mu? Sen bizim şeker pancarlarından ürün olarak şeker çıkar; bize daha fazla alkol çıktısı sağla, biz de senin ve laboratuarının desteklenip desteklenmeyeceğini anlayalım.” Pasteur sonunda bilimin de geçimini sağlamak zorunda olduğunu anladı ve heyecanlı dersler vererek herkesin ilgisini uyandırmaya başladı.
    “Eline bir patates verip, ondan şeker, şekerden de alkol elde edebileceğini söylediğinizde hemen meraklanmayacak bir genç bulabilir misiniz?” diye heyecanla sordu bir akşam zengin fabrikatörlerden ve eşlerinden oluşan dinleyici topluluğuna. Sonra bir gün şeker pancarlarından alkol damıtan M. Bigo sıkıntılı bir şekilde yanına geldi. “mayalanma ile ilgili sıkıntılarımız var” diye şikâyetini dile getirdi. “Her gün binlerce frank kaybediyoruz. Fabrikamıza gelip bize yardım eder misiniz?” Pasteur hemen söz konusu damıtımevine gitti, bozuk ve alkol olamayacak fıçıları koklayarak buldu. Şişeler içinde grimsi yapış yapış pis maddeden, biraz da büyük miktarlarda alkolün depolandığı sağlıklı köpük fıçılarındaki sağlıklı şeker pancarı lapasından örnekler aldı. Şekerin nasıl mayalanıp alkole dönüştüğü konusunda hiçbir şey bilmiyordu-aslında bu konuda hiçbir kimyacı bir şey bilmiyordu. Laboratuarına döndüğünde ilkin sağlıklı fıçılardan aldığı örneği incelemeye karar verdi. Birazını mikroskobun altına koydu ve yan taraflarında dans eden tuhaf bir sürü benek bulunan küçücük, sarımsı küreciklerle dolu olduğunu gördü. Kimi salkım, kimi zincir halindeydi; kiminin de yan taraflarında sanki son derece küçük tohumlardan filizlenmiş tuhaf tomurcuklar vardı. “bu mayalar canlı. Pancar şekerini alkole çeviren mayalar olmalı. Peki ama bozuk fıçılardaki maddede sorun nedir ki?” Bozuk fıçıdan aldığı örneğin bulunduğu şişeden bir damla örnek aldı ve mikroskobun altına koydu. “Ama bunda hiç maya yok. Bunda karmakarışık bir yığın maddeden başka bir şey yok. Peki, bunun anlamı ne?” Sıvının tuhaf görünümü en sonunda dikkatini bu sıvı üzerinde toplamasına neden oldu. “Burada gri benekler şişenin çeperine yapışmış, bazıları da sıvının üstünde yüzüyor. Oysa maya ve alkolün olduğu sağlıklı maddede herhangi bir benek yok. Bunun ne anlamı olabilir?” diyerek uzun uzun düşündü. Sonra şişeden bir benek çekip çıkardı ve onu bir damla saf suyun içine koydu. Bu damlayı da mikroskobunun altına yerleştirdi. İçinde hiçbir maya küreciği yoktu, ama sopaya benzeyen minicik canlıların oluşturduğu son derece ilginç, dans eden karmakarışık kümeler vardı. Kimi tek başına duruyordu, kimi ardı ardına dizilmiş tekneler gibi bir araya toplanmıştı, ama hepsi ardı arkası kesilmez esrarlı bir titreme içindeydi. Boyutlarını tahminde zorlandı. Maya hücrelerinden çok daha küçüklerdi. Santimetrenin yalnızca 62 binde biri uzunluğundaydılar. Laboratuarını bir simyacının çalışma odasına çeviren aygıtları kurdu. Bozuk fıçılardan alınan sopa toplayıcı sıvının hep ekşimiş süt asidi içerdiğini –hiç alkol içermediğini- saptadı. Birden aklına bir düşünce geldi: “Bozuk fıçılardan alınan sıvıda bulunan bu minik sopalar canlı; sakın maya küreciklerinin alkolün mayası olması gibi süt asidini yapan da onlar olmasın!” Artık on bin yıllık mayalanma gizini çözdüğünden, en sonunda küçük çubukların canlı olduğunu kanıtlayabileceğinden, acınası küçüklüklerinden rağmen şekeri laktik aside dönüştürerek aslında çok büyük bir iş başardıklarından emindi.
    “Bu küçük soplar için bir çeşit berrak bir çorba bulmalıyım. Böylece neler olduğunu görebilirim” diye düşündü. “Özel bir gıdaları olmalı. Sonra da çoğalıp çoğalmadıklarına, yavruları olup olmadığına bakarım.” Birçok başarısız denemeden sonra böyle bir çorba buldu. Biraz kuru maya alıp saf suda kaynattıktan sonra içine biraz şeker, çorbanın aside dönüşmesini önlemek için biraz da kireç karbonatı ekledi. Ardından, ince bir iğneni ucunda, bozuk mayalanmanın meydana geldiği fıçının içindeki sıvıdan bir miktar benek aldı. Onları hazırladığı yeni berrak çorbaya ektikten, şişeyi de bir kuluçka makinesine yerleştirdikten sonra heyecanla sonucu beklemeye başladı. Ertesi gün şişeyi alıp ışığa tuttu. “burada bir şeyler oluyor” diye yazdı. “Dün ektiğim gri beneklerin bazılarından küçük hava kabarcıkları çıkıyor. Hepsi de hava kabarcıkları çıkaran birçok yeni gri benek var.” Sonunda şişeden aldığı bir damlayı mikroskobunun altına koydu. Mercekte küçük çubukların milyonlarcası kaynayıp titriyordu. “Çoğaldılar! Canlılar!” diye fısıldadı. Aynı deneyi defalarca tekrarladı. Her defasında milyarlarca çubuk ortaya çıktı. Pasteur bundan bütün dünya olup bitenleri anlatmaya koyuldu. Burada asıl önemli olan şuydu: Mayalanmanın asıl nedeni, canlı şeyler, gözle görülemeyen canlı şeylerdir. Paris’te Ecole Normale’de bilimsel araştırmalar müdürü olunca başka minik varlıkların da binlerce faydalı, belki de tehlikeli şeyler yaptığına iyice inandı. Yaptığı deneyler sırasında hastalandı, bir keresinde de neredeyse ölüyordu. Böylece birçok deneyden sonra mikroplar ile hastalıklar arasındaki bağlantıyı kurdu.






  2. #2
    tuanabelit - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    tuanabelit çevrimdışı Üyelik tarihi: 28.04.2008 Son online zamanı: 29.07.2012

    Mesajları
    1161
    Konuları
    302
    Eklentileri
    23
    Kredisi
    1177
    Harcanan
    Onursal Üye
    Kalan
    Onursal Üye
    konunun buraya daha çok uygun olduğunu düşündüğümden taşıdım konunuzu bilgilerinize


Advertising

Advertising

Benzer Konular

  1. Başarı hikayesi!
    Eğitim forum içinde, yazan OzanA
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 21.08.2015, 09:05
  2. Hellimin Hikayesi
    Mutfak forum içinde, yazan Sinan COSKUN
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 24.09.2013, 14:17
  3. Bir Aldatma Hikayesi...!
    Hikaye forum içinde, yazan ewin3
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 17.08.2010, 11:38
  4. Tarhana ve Hikayesi
    Bakliyat ve Kuru Gıda forum içinde, yazan forklif
    Yorum: 7
    Son Mesaj: 31.10.2007, 00:59
  5. bir aşk hikayesi:)
    Slaytlar forum içinde, yazan yelly
    Yorum: 4
    Son Mesaj: 28.09.2007, 11:50

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  


HAKKIMIZDA

    GIDA GÜNDEMİ 2007 YILINDA FORUMFOOD.NET İSMİ İLE YOLA ÇIKMIŞ, BUGÜN 150 000 İN ÜZERİNDE ZİYARETÇİ SAYISI İLE SEKTÖRE HİZMET ETMEKTEDİR.

TAKİP EDİN

Twitter Facebook youtube Flickr RSS Feed