4 sonuçtan 1 ile 4 arası
  1. #1
    Yüksek Lisans Üye
    Üyelik tarihi
    23 Feb 07
    Yaş
    39

    Mesajları
    794
    Konuları
    130
    Eklentileri
    5
    Kredisi
    263
    Harcanan
    0
    Kalan
    263

    Standart Ülkemizde ve dünyada eğitim-öğretim sorunları

    İnsanlık, eğitim konusunda ciddi bir hastalığın sancılarını yaşamakta ve bu ülkemize de yansımaktadır. Yani çocuğuyla, velisiyle, öğretmeniyle, yöneticisiyle hep beraber çektiğimiz sıkıntıların bir anlamı, bir nedeni var. Daha önemlisi çaresi var.

    Peki, nedir bu hastalık? İnsanlık nerede ya da nede yanıldı, hataya düştü? Evrensel ve bilimsel eğitim prensiplerine uygun okullarda, uygarlığa imzasını atmış bilim adamları, sanatçılar, sporcular yetiştiren eğitim dünyası, hangi virüse kapıldı? İnsanlığın hangi zaafı buna meydan verdi?

    Aslında virüs, zaaf gibi olumsuz sözcüklere yer vermemeliyiz. İyi niyetli fakat biraz safça, naifçe bir adım atıldı. 1900’lerin başlarında, dünyadaki eğitimciler haklı olarak dediler ki, öğretimimiz de terbiyemiz de biraz –deyim yerinde ise- ‘hot-zot’ metotlara dayanıyor. Bu yolla çocuklar bilgili ve uslu yetişiyor ama bir şeyler eksik kalıyor. Bu işi çocukların içindeki cevheri söndürmeden, seslerini kısmadan yapmanın bir yolu olmalı; biraz özgür bırakalım onları, fikirlerini soralım, bilgiyi sunmadan önce motive edelim, ‘sus-otur’ demek yerine uslu durmanın gereğine ikna edelim. İyi de dediler. Bunlar doğrudur, gereklidir.

    İşte sözünü ettiğim iyi niyetli ama yanlış adım burada atıldı. Vur deyince öldürdüler. Çocuklara ancak yetişkinlerin baş edebileceği özgürlükler ve seçenekler verildi. Cevaplayabilecekleri konularda değil, her konuda fikirleri soruldu. O evrensel ve hala geçerli olan bilimsel eğitim ve öğretim prensipleri kenara itilip, unutuldu. Uç örneklere iş geldi dayandı, bütün yük çocukların omuzlarına yüklendi.

    Bakın artık hangi konularda çocuklara danışılır oldu:

    Hangi konuyu öğrenmek istersin?
    Bugün okula giderken ne giymek istersin?
    Hangi dersleri almak istersin?
    Okulda hangi kurallar olsun?
    Kurallara uymayanlara ne yapalım?
    Abartıyorum sanılmasın, gelişmiş ülkeler bu eğilimlerin laboratuarı oldu. İzleyenler, yaşayanlar bilir... E, tabii, gelişmiş ülkeler hapşırır da biz nezle olmaz mıyız? Olduk tabii... Son 20-30 senede bu bağlamda yaptıklarımızdan birkaç örnek vereyim:

    Eğitimin prensipleri bir kenara itilip, çocuk yetiştirmenin bir bilim olduğu unutulunca; öğretmen okullarına ne gerek var dedik. Gelişmiş ülkeler kapatmıştı, biz de kapattık gitti.
    “Seçenekler” dedik. Herkes kredili sistem uyguluyor, biz de uygulayalım dedik. Allah’tan sağduyumuzdan geri tepti, ucuz kurtulduk.
    Fırladık özel okul piyasasına; ‘öğrenci merkezli’ eğitim dedik ‘öğrenme merkezli’ eğitim yerine. Öğretmen sadece rehberdir dedik; ‘formasız’ okul dedik; ‘çantasız’ eğitim dedik; bilgisayarı öğretmenin yerine koyabiliriz zannettik; ders değil, oyun dedik; aldık yürüdük....
    Listeyi uzatmaya gerek yok.

    Eğitim dünyasında yaşanan bu olumsuzlukların sonu yaklaşıyor. ‘İnsan akıllıdır, er geç hatasından döner’ ABD’den ve Avrupa’dan doğru adımların atıldığı haberleri gelmeye başladı. İlk başta biçimsel görünen; New York Eyaleti’nde bu günlerde formaya dönüş, İsviçre’de bazı okullarda ölçülü ve makul ödeve dönüş gibi kararlar, yavaş ve emin adımlarla eğitim ve öğretimin sağlığına kavuşacağının habercileridir.

    İyi, güzel de; doğru yolu bulmak için ille 15-20 yıl diğer ülkelerin sonuç almasını mı beklememiz gerekiyor? Aklın yolu bir değil mi? Biz Türk eğitimcileri kendi yaralarımızı saramaz mıyız? Hatta eğitim ve öğretimin en güzel örneğini oluşturup, uygarlığın pek çok ürünüyle bize yardım etmiş olan ileri ülkelere böylelikle bir hediye de biz sunamaz mıyız? İnsanlığın bütün birikmiş bilgi ve deneyimlerinin sonuçlarından yararlanarak geliştirdiğimiz sistemlerimizle; 21. yüzyılın özgür düşünceli, kişilikli, bilgili, ahlâklı, kendine güvenen ve mutlu bireylerini yetiştiremez miyiz?

    Eğitim dünyasını kaosa sürükleyen bu problemin çıkış noktalarını ve uygulamadaki hataları burada ‘bir cevizin kabuğu içine ‘ sığacak şekilde ifade etmeye çalışayım:

    Eğitim ve öğretimin amacı, çocukları üç alanda kapasitelerinin en yüksek noktasına ulaştırmaktır. Bu üç alan, zihinsel, bedensel ve duygusal alandır. Bunların her biri en az diğeri kadar önemlidir.

    Bildiğimiz gibi, uzun zamandır okullarımız çocuklara sadece bilgi yükleme yarışına mahkum oldular. Yani sadece zihinsel alanda faaliyet gösterdiler. Bu bile, tam anlamıyla olmadı. Çocuklarımızın zihinsel yeteneklerini, yani anlama, kavrama, akıl yürütme, hatırlama, soru sorma, problem çözme, hayal gücünü çalıştırma gibi yeteneklerini geliştirmeyi amaçlaması gereken zihinsel eğitim; sadece test sınavlarında doğru cevap seçeneğini hatırlama yeteneğini geliştirmekle sınırlı kaldı. Gerçek öğrenme sağlanamadı. Bedensel ve duygusal eğitim ise tümden unutuldu desek, yanlış olmaz sanırım.

    Duygusal eğitim; onların kendileri için doğru ve akılcı amaçlar benimseyip, o amaçlara ulaşma çalışkanlığını ve disiplinini gösterebilir duruma gelmelerini sağlayacaktır.

    Bedensel eğitim ise, özellikle İstanbul gibi yoğun bir şehirde yaşayan çocuklarımız için, daha da büyük önem taşıyor. ‘Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur’ ilkesini hayata geçirmek görevi okullarındır. Sağlıklı, neşeli ve iradeli gençler hem sorunsuz ve uzun bir yaşama adaydır hem de zihinsel kapasitelerini sonuna kadar kullanma yetisine sahiptir.

    İşte gerçek eğitimin hedefi, genç insanı bu üç alanda en üst düzeye getirip, onun ileride, olabildiğince bilge ve üretken, sağlıklı ve güzel, ahlâklı ve iradeli bir yetişkin olmasını sağlamaktır. Günümüzde eğitim, eğer en azından yakın geçmişteki kadar başarılı olsaydı, bugünün gençleri bu alanlarda en az bir önceki nesil kadar gelişmiş olmalıydı. Kaldı ki, uygarlığın onlara fazladan sunduğu imkanlar, gençlerin her bakımdan daha ileride olmasını gerektiriyor. Oysa günümüzde, en ileri ülkelerde bile, gençlerin önceki nesilden genellikle daha az bilge, daha az çalışkan (sıcacık evlere, bilgiye ulaşmanın kolaylığına rağmen) daha sağlıksız ve kılıksız ( daha iyi beslenme, iyi giyinme koşullarına rağmen) daha az ahlâklı ve iradesiz ( uyuşturucu alışkanlıkları, kırıcılık dökücülük gibi ) olduklarının pek çok somut göstergesi vardır.

    Peki, eğitim denen bilim ve sanat bileşimi bu çabada, nasıl ve ne oldu da böyle beceriksizleştik?

    Çok sade bir dille anlatmaya çalışırsam; bir çocuğu nasıl yetiştirdiğimizi belirleyen şey, çocuk denen varlığı nasıl anladığımızdır. Nitekim, tarihsel olarak eğitimin organize edilmesi, bu konudaki iki temel ve çatışan felsefi görüş etrafında olagelmiştir:

    Birinci görüş, daha çok dini felsefeden kaynaklanır ve en güzel Jean Jacques Rousseau tarafından şekillendirilmiştir. Buna göre, çocuk Tanrı’nın imajıdır. Doğduğunda mükemmel bir bilgedir. Onu tamamen kendi haline bırakıp, sağlanan imkanlarla kendini nasıl geliştireceğini izlemek, büyüklerin yapacağı en iyi iştir. Bu görüş, eğitimi bir bilim olarak almayan, bir tür ‘mistisizm’ dir.

    İkinci görüş ise, insan ve özellikle beyin fizyolojisi, psikoloji ve pedagoji gibi pek çok ilgili alandaki bilimsel verilere dayanır. Buna göre çocuk, belli genetik özellikler, yetenekler, yatkınlıklara sahip olarak temiz mazi ile doğar. Öğrenme kapasitesine sahiptir, fakat dağarcığında henüz hiçbir hatıra, bilgi yoktur. Sahip olduğu ‘fizyolojik malzeme’, bilgiyi, beceriyi alır hale getirilmelidir. İnsanca yaşamak, yani akıllı yaşamak ( anlamak, bilmek, düşünmek, hele hele doğru düşünmek ) hep ‘kazanılan’ şeylerdir. Bu kazanımlar ise, serbestlikle değil, ‘sistematik' bir programla (müfredat) mümkündür.

    İkilem, bu haliyle ortaya konulunca seçim kolay görünüyor. Oysa, bugün en iyi üniversitelerin eğitim fakültelerinde geniş kabul gören görüş; (bilinçli ya da bilinçsiz olarak) ‘çocuğun ne öğrenmek istediğinin kendisine bırakılması gerekir’ diye kabaca özetlenebilecek doktrindir. Bilim çevrelerinin düşünce ve çalışmalarını, bilime dayanan ikinci görüşe değil de mistik görüşe dayandırmaları kolay anlaşılır şey değildir. Bunun nedeni, belki de, çocuğun tabiatına dair ikinci görüşün gerektirdiği ‘sistematik’ program anlayışının, tarihsel olarak, dini ya da otoriter (Katolik okullar ya da Nazi Almanya’sının, Komünist SSCB’nin okulları gibi) yapılarda çokça kabul görmesi talihsizliğidir. Gerçekten de, demokrasi karşıtı güçler, savundukları doktirini hayata geçirmenin en etkin yolunu bulmuşlar ve “nasıl düşüneceği değil, ne düşüneceği” öğretilmiş çocuklar yetiştirmeye çok sistematik yaklaşmışlardır(!)

    Özellikle 2. dünya savaşı sonrası, eğitimin akademik çevrelerinde, çocuğun serbest bırakılması, demokratik insan yetiştirmenin bir öncülü olarak yaygınlık kazanmıştır. Oysa insanlığın bu kötü tecrübelerinin hatası, eğitimin sistematik olması değil, bu sistemli eğitim programının hedef edindiği değerler bütününün yanlışlığı idi. Eğitimin tarihine daha dikkatli bir bakışla şu görülecektir: 20. yüzyıla kadar etkin olmuş ve bugünün uygarlığına en büyük katkıları yapmış büyük düşünürleri, bilim ve sanat insanlarını yetiştirmiş tüm iyi okulların ortak özelliği,aynı sistematik yaklaşımı doğru değerler doğrultusunda uygulamalarıdır.

    Bu söylediklerim dünyada olurken Türkiye’miz de belli bir faz farkı ile aynı görüşlerin bir çatışma alanı olmuştur. Toplumsal ve tarihsel özelliklerin izin verdiği ölçüde ve biçimlerde, hemen hemen her eğitim modasının etkisini okullarımızda, Milli Eğitim kararlarında, tartışmalarda, panellerde izlemek kolaydır. Özel okulların yaygınlaşmasıyla, modaların Türkiye’de hayata geçmesi hızlanmış, hatta ‘kraldan da kralcı’ okullar sahneyi doldurmaya koyulmuştur.

    Ülkemizde Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana kurumsallaşmış bir eğitim-öğretim politikasının olmayışı ve ‘öğretmen yetiştiren kurumların’ kapatılması da eğitimin tamamen soluksuz kalmasına neden olmuştur.

    İşte bugün, uygar dünyanın eğitimde kavraması gereken gerçek burada: Her karmaşık üretim sürecinde olduğu gibi, yetişkin insana ulaşabilmekte de titiz ve tavizsiz bir sistemin yokluğu, günümüzdeki sorunları oluşturmuştur. Sistematik, programlı eğitim, daha önce yanlış ellerde kullanıldı diye bu gerçeğe küsemeyiz. Fakat eğitimde çok önemli bir incelik daha var ki o da, her bir çocuğun değişik ve dinamik bir canlı olması ve onun doğasına aykırı yapılacak her işlemin hem ona hem de topluma zararlı sonuçlar doğuracağıdır. Özetle ve kabaca, işin doğrusu; ne öğreteceğimizi çocuklar değil, biz büyükler (bu işi bilen) özenle planlayacağız, programlayacağız. Bütün bunları, çocuklarımızın isteyerek öğrenip hazmetmeleri için de, bilimin gösterdiklerinin ışığı altında onlara en uygun ortamı hazırlayacağız. Çocuklarımızı, yazının başında özetlenen üç alanda (zihin, beden, duygu) yetiştirip ne otoriter rejimlerin istediği neferler olarak ne de şimdiki serbest eğitim anlayışının kaçınılmaz sonucu, değer düşmanı nihilistler olarak yetiştireceğiz. AMA çocuklarımızın MUTLU ve YARARLI bireyler olmalarını sağlayacağız.

    Bir şeyin nedenini öğrenmeyi

    kral olmaya yeğlerim.

    Demokritos
    //erolaltaca okulları//


    •    Alt 06-02-2007'den beri

      Advertising

      advertising
      Mesajları
      1
      Konuları
      0
      Eklentileri
      0

        
       

  2. #2
    KURUCU Sinan COSKUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Feb 07
    Yaş
    38

    Mesajları
    2238
    Konuları
    195
    Eklentileri
    51
    Kredisi
    2742
    Harcanan
    0
    Kalan
    2742

    Standart Cevap: Ülkemizde ve dünyada eğitim-öğretim sorunları

    Vermişler MEB i, YÖK ü bi kaç çulsuzun eline vermişler yap yapabildiğini demişler onlarda yapıyo. Hep şu var kafalarda bu işten en az zararla nasıl sıyrılırım. Mesela benim dersime girenlerden bir hocam rektör yardımcısıydı. Top sakal ve uzun saça kızardı. Nedeni ortadaydı öğrencileri tektipe sokup ileride çıkabilecek yancı sorunları engellemek. Yoksa kimseyi kıskandığından değil.
    Bide konuda bahsettiğin gibi eğitimi para ile satmayada karşıyım. Özel dersi anlarım ancak normal alınması gereken eğitimin parayla yapılması şahsi görüşüm benim zoruma gidiyor. Nice mükemmel kafalı çocuklarımız var ancak parasızlık yüzünden okuyamıyolar. Diğer taraftan hiçbi halt olmayan odun kafalı insanlar parayla biyerlere geliyo be bizleri yönetmeye çalışıyolar. Neyse bu konu uzar gider. Umarım herşey adilince olur ve eğitim şartları düzelir paylaşım için saol şefim

  3. #3
    Prof. Dr.
    Üyelik tarihi
    10 Feb 07

    Mesajları
    2724
    Konuları
    54
    Eklentileri
    14
    Kredisi
    763
    Harcanan
    0
    Kalan
    763

    Standart Cevap: Ülkemizde ve dünyada eğitim-öğretim sorunları

    şu anda ilkokulda bile (öğretmenlerin bazıları) okuldaki derslere yeteri kadar ağırlık vermiolar gidiolar sora kendi öğrencilerini açtıkları hatta direk çalıştıkları devlet okullarında açtıkları kurslara yönlendiriolar bölece para kazanıolar sorada diolar bizim maaşlar az normal öğretmenliğini yapan insanlar için de maaşları bence az deil
    ilkokuldan bu şekilde başlayan bi sistem nası devam edebilirki

  4. #4
    Yüksek Lisans Üye
    Üyelik tarihi
    10 Feb 07
    Yaş
    35

    Mesajları
    620
    Konuları
    33
    Eklentileri
    5
    Kredisi
    255
    Harcanan
    0
    Kalan
    255

    Standart Cevap: Ülkemizde ve dünyada eğitim-öğretim sorunları

    her yasta eğitim şart amaaa kaliteli eğitim!!!

Advertising

Advertising

Benzer Konular

  1. Açık öğretim
    Türkiyede Eğitim forum içinde, yazan semra_sahan
    Yorum: 6
    Son Mesaj: 09-09-2012, 11:54
  2. ülkemizde ve dünyada ceviz üretimi
    Ürün ve Üretim Konusunda Destek forum içinde, yazan nenni33
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 18-12-2011, 15:09
  3. Öğretim Yöntem ve Teknikleri sunumu
    Gıda Sektöründe Kişisel Gelişim forum içinde, yazan TANFERUYAN
    Yorum: 0
    Son Mesaj: 13-11-2011, 17:02
  4. Yorum: 0
    Son Mesaj: 13-04-2009, 09:17
  5. Bir Öğretim Üyesinin web sitesi
    Türk Siteleri forum içinde, yazan suren
    Yorum: 9
    Son Mesaj: 19-03-2008, 19:51

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  


HAKKIMIZDA

    GIDA GÜNDEMİ 2007 YILINDA FORUMFOOD.NET İSMİ İLE YOLA ÇIKMIŞ, BUGÜN 150 000 İN ÜZERİNDE ZİYARETÇİ SAYISI İLE SEKTÖRE HİZMET ETMEKTEDİR.

TAKİP EDİN

Twitter Facebook youtube Flickr RSS Feed