İşadamlarının tahtını zorlayan ve artık profesyonel hayatta varlıklarını kanıtlayan kadınlar, şimdi de girişimciliklerini konuşturuyor. "Kadınsı" hobilerini, göğüsledikleri zorluklara rağmen işe dönüştüren kadınlar, sadece Türkiye'de değil yurtdışında da erkek egemenliğine kafa tutuyor. Kadınlar sermaye olarak ise, bazen düğün takılarını, bazen de tecrübelerini ortaya koyuyor. Sabuncusundan çikolatacısına, tarımcısından makinacısına kadar onlarca sektörde kadınlar, "Biz de varız" diyor.

Kartal Oto Sanayi'nin tek kadın patronu Ayşan Dalkılıç, 50 metrekarelik atölyeden İtalya, Almanya ve Fransa'nın yapamadığı makineleri üreten bir şirket yarattı. Şu anda 4 bin metrakarelik imalathanesiyle Avrupa'nın siparişlerini kapan Dalkılıç, yabancılara üretim dersi veriyor.

Kocasına ve ailesine rağmen iş hayatına atılan Necmiye Özderici Postaağası da kendisiyle birlikte 400 Kayserili kadına mantı açarak para kazandırıyor. Kızlarının da desteğini alan Postaağası, "Kaşık-la" markasıyla New York'a kadar uzanmanın peşinde.

Silah kuşanıp güreş tutan Ayten Çöl, babayadigarı Kıçak Çöl Çiftliği'nden dünyaya tohum satarken; krizde işsiz kalan Nilgün Güneş, hobisi çikolatadan kendi işini yarattı.

Ankaralı Birkan Sunar, altınlarını bozdurup evinde sabun üreterek; Adanalı Nermin Bertiz de anaokullarını bölgeye yayarak hemcinslerine girişimcilik yolunu açıyor.



Kadın gücünü arkasına aldı Amerika'ya mantı yedirecek

Necmiye Özderici Postaağası, kendisi gibi Kayserili kadınlarla birlikte, meşhur mantılarını açarak tüm Türkiye'yi saran Kaşık-la adlı restoran zincirini kurdu. 16 yıl önce Toyota Plaza'nın içinde misafirlere yemek vermek için kurulan Kaşık-la, bugün İzmir ve İstanbul'daki 4 şubesine, New York'u eklemek için çalışıyor. Postaağası, iş hayatına engellerle başlıyor. Eşinin yıllar boyunca çalışmaya izin vermediği Postaağası, sahibi oldukları Toyota Plaza'daki personel ve misafir yemek menülerini belirleyerek yola çıkmış. Her araba alana bir tabak mantı promosyonu ya da doğum günü yemekleriyle adını önce Toyota müşterileri arasında duyuran Postaağası'nın ünü yavaş yavaş dışarıya taşmış. Postaağası, o dönemleri şöyle anlatıyor: "Plazanın içinde bulunan 20 kişilik misafir restoranında sadece öğle yemekleri veriyordum. Su böreği ve mantı ikram ediyorduk. İstekler o kadar arttı ki yavaş yavaş o kattaki odaları birleştirmeye başladık."

Sonunda ünlü "Toyota mantısı" bin kişilik bir restorana dönüşse de Postaağası, 9 yıl boyunca eşinden tabelasını asmaya bile izin alamamış. Ancak Postaağası'nın kızları devreye girmiş ve Kayseri'nin içine 400 kişilik bir restoran açmış. Şimdi yurtdışı fuarlarında da boy gösteren Postaağası, hamlelerini hızlandırarak yurtdışına açılmayı planlıyor.



400 kadını istihdam ediyor

Postaağası, restoranlarındaki lezzeti kısa süre içinde market zincirlerine de soktu. Bugün, 58 Divan Pub'a ve Metro-Real Grubu'na mal satan Kaşık-la'nın 400 kişilik kadın gücü, günde 500 kilo mantı büküyor, zeytinyağlılardan yaprak sarmaya, kesme çorbabalardan makarnaya, kurabiyelerden tatlılara kadar 40 çeşit yiyecek üretiyor.

Girişimci kadınlara destek olmak istediğinin altını çizen Postaağası, İzmir'den gelen ilk franchising teklifini de bu gerekçeyle kabul etti. Ankara'dan Kıbrıs'a kadar birçok franchising teklifi alan Kaşık-la, Türkiye sınırları dışında da hedef büyütüyor.



Makine üretti, sadece Oto Sanayii'ni değil, Avrupalıyı da dize getirdi

Ayşan Dalkılıç, Hidrotam'ı kurarken Kartal Oto Sanayi'nde işyeri sahibi olan tek kadınmış. Hala sanayideki tek kadın o. Arçelik Ar-Ge'de 21 yıl çalıştıktan sonra aldığı emekli tazminatıyla 1994 yılında Hidrotam'ı kuran Dalkılıç, 50 metrekarelik atölyede bir torna, bir freze, antika bir daktilo ve bir sekreterle tek başına özel makine imalatına başlamış.

Atölye bugün 4 bin metrekareye ulaşırken, ilk yıl 3 olan çalışan sayısı da 40'a çıkmış. Bosch'un istediği, Almanlar'ın, İtalyanlar'ın hiç yapamadığı gövde makinasını da bir tek o yapmayı başarmış.

"İtalyanlar'ın, Almanlar'ın, Fransızlar'ın, Türkiye için yaptığı makineleri artık biz yapıyoruz. Şu anda onlar da bize 'bu işi nasıl bu kadar ucuza' yaptığımızı öğrenmek için geliyor" diyen Dalkılıç, aralarında İzlanda'nın da bulunduğu birçok ülkeden ortaklık teklifi de geldiğini anlatıyor.



Eşim kendini garantiledi

Dünyada bile bu sektörde kadına rastlamadığına dikkat çeken Ayşan Dalkılıç, makina sektörüyle tanışıklığının aileden kaynaklandığını ifade ediyor. Eşinin de kendisini desteklediğini anlatan Dalkılıç, şöyle ediyor: "Eşim ticareti yapabileceğimi, işin altından kalkabileceğimi düşündü ama işler yürümezse de en azından kendini garanti altına almak için işe önden beni soktu. Ben de çok başarılı oldum."

Dalkılıç erkek egemen sektörde kadın olmanın kesinlikle dezavantaj olmadığını, aksine avantajları olduğunu söylüyor. Kadınlara daha çok saygı duyulduğunu kaydeden Dalkılıç, "Para problemini benimle kimse konuşmaz. İşe başladığım ilk yıllarda 50 metrekarelik atölyede, benim durumumu görmelerine rağmen milyarca liralık malzeme veriyorlardı. Bir kadına daha çok güveniyorlar" diye konuşuyor.

Dalkılıç, başarılı bir iş kadını olmanın yanı sıra iyi bir de ev kadını. Yurtdışından gelen tüm müşterilerini evinde ağırladığını anlatan Dalkılıç, "Kadın işte başarılıysa, iyi ev kadını olamayacağına yönelik yargı var. Yanımda çalışan kızıma da söylüyorum: İyi bir işkadınısın ama evinin de kadını olmak zorundasın. Hem evde hem işte başarılı olan kadınların olduğu yerde erkeklere söz doğmuyor" diyor.



Krizde işsiz kaldı çikolatadan kendi işini yarattı

Nilgün Güneş, asıl mesleği kimyagerlik olan İzmirli bir kadın girişimci. 2001 krizinde işsiz kalınca, hep hayali olan kendi işini kurmaya karar verir. Bir televizyon programında izlediği Türkiye Kadın Girişimciler Derneği'nin (KAGİDER) projesine müracaat ederek hayatının yönünü değiştirir. KAGİDER'den aldığı destek ile çikolata üretimi için "My Chocolate" ismiyle kendi firmasını kuruyor. Atölyesinde hediyelik, kişiye ve firmalara özel çikolatalar yapmaya başlayan Nilgün Güneş marka tescili yaptırmayı, Tarım ve Köy İşlerine başvurmayı, bayilik sistemini kurmayı, izlenecek pazarlama stratejisi gibi birçok konuyu Dernek kurucularından Suteks Yönetim Kurulu Başkanı Nur Ger'den öğrenmiş.

Güneş, yarattığı My Chocolate markası ile dört yılda öyle bir yol katetti ki 2006 Anadolu markaları yarışmasında Türkiye üçüncüsü oldu. Hilton Otelleri, Siemens, Balnak gibi büyük firmaları kısa sürede müşteri portföyüne kattı. Kurduğu sistem ile yurtçapında 11 bayiye ulaştı. Nilgün Güneş, çikolataları Osmanlı Padişahları, Semazen Koleksiyonu, Folklorik bebek ve Osmanlı Kadın motifleri ile işleyerek yurtdışında da büyümeyi hedefliyor. Güneş, iş hayatında özellikle kadınların ilk iki yıllarının çok büyük zorluklar yaşadıklarını belirterek, "İş hayatına adım atarken birçok zorlukla karşılaşılıyor. Özellikle kadın girşimciler işe kar edip 'ayakta kalıp kalmayacağı' endişesiyle oldukça tedirgin başlıyor. Bu nedenle devlet bilhasa kadınlardan işe başladıktan iki yıl vergi alınmasın" diyor.



Annelik güdüsünü girişime çevirdi Adana'da eğitim zinciri kurdu

Kadın olarak yaşadığı sıkıntıları iş hayatında girişime çeviren Adanalı Nermin Bertiz, kurduğu anaokulunu tüm bölgeye hizmet veren bir eğitim kurumuna çevirdi. Anaokulu öğretmenliğinden mezun olduktan sonda 1989 yılında Adana'ya dönen Bertiz, tüm "Bu iş tutmaz" uyarılarına karşılık ilk anaokulunu açtı. Anaokulunun sadece çalışan aileler için çocuklarını bırakabilecekleri bir yer olarak görüldüğü o yıllarda Bertiz, 55 çocuk kapasiteli okuluyla yola çıktı. "Adana'da o sıralar okul öncesi eğitimle ilgili bir bilinç yoktu. Ülke politikası gereği bu alana yatırım da çok yapılmıyordu" diyen Bertiz, kısa sürede ailelere yönelik eğitim çalışmalarıyla kontenjanını doldurdu. 1992'de kendi kızı doğunca ise bölgedeki bir başka eksikliği gördü. Bunun üzerine hemen kolları sıvayan Bertiz, okuluna bir de kreş ekledi. 2002 yılına gelindiğinde Bertiz, Adana'dan çıkıp Yumurtalık bölgesinde ikinci anaokulunu açtı. Şimdi 110 çocuğa balesiyle, yogasıyla, satranç dersleriyle okul öncesi eğitim veren Bertiz, bölgede üçüncü büyük yatırımına hazırlanıyor.

Bertiz işe başladığı yıllarla bugünü ise şöyle karşılaştırıyor: "1989 yılında iş dünyası daha erkek egemendi. Ben aile desteği gördüğüm için finans konusunda sorun yaşamadım ama etrafımda cevher insanlar sermaye olmadığı için oldukları yerde kalıyorladı. Artık kadın girişimciler olarak sayımız arttı. Şimdi kadın girişimciler için destekleyici krediler var."



Amasya'nın Calamity Jane'i kendi çiftliğini kurdu

Ankaralı parlementer bir ailenin İngiltere'de okuyan kızıyken kendini Anadolu'nun ortasında sırtında gübre çuvalıyla bulan Ayten Çöl, kurduğu Kıçak Çöl Çiftliği ile dünyaya tohum satıyor.

Daha 16 yaşındayken babasının ani ölümü üzerine yurtdışından dönerek Amasya'daki aile arazisinde iş kurmaya soyunan Çöl, "Ankara'dan otobüse binerdim, Amasya'ya gelene kadar yolda ders çalışır inince de çiftlik işlerine başlardım" diye anlatıyor o günleri. Kendi ifadesiyle kadınların sokaklarda bile dolaşmadığı 70'li yılların Amasyası'nda Çöl, Calamity Jane'lik yaparak eğitimsiz bir erkek grubuna laf anlatmak, patronluk yapmak zorunda kaldı. Çöl işçilerinin gözündeki kız çocuğu imajını yıkmak için yeri geldi iş tulumlarını giyip gübre çuvallarını yüklendi, yeri geldi kafa tutanlarla güreşe tutuştu hatta kapısına korkutmak için dayananlara silah çekti. Bugün 1965'te hayal bile edemeyeceği bir noktaya geldiğini söyleyen Çöl, Sandoz'dan Monsanto'ya kadar tüm dünyaya tohum satan şirketler için üretim yapıyor. Çöl'ün kendisi gibi kadın girişimcileri cesaretlendiren rotası ise şöyle: "Kendinizi ispat ettirene kadar çok yoruluyorsunuz ama başarınızı gördükleri anda size saygı duymanın yanında inanmaya başlıyorlar. Karşı cins kavramı o anda bitiyor ve sizden akıl almaya başlıyorlar."