Söyleşi yaptığım üniversitede, öğrencilerden biri "Her gün bir yönetim metodu, değişik bir teknik, farklı bir bakış açısı ortaya çıkıyor. İş yönetiminde, hiç olmazsa orta dönemde geçerliliğini yitirmeyecek kuramsal bir çerçeveye ne zaman sahip olabiliriz?" sorusunu yöneltti.

Söyleşinin başında Tayalor'dan günümüze iş yönetiminde farklılaşan algılamaları anlatmış; kuramsal bir çerçeveye olan ihtiyaca vurgu yapmıştım. Öğrenci, güvenilir bir kuramsal çerçeve arıyordu; oysa iş dünyası öylesine hızlı bir değişim yaşıyordu ki, orta dönemde bile yüzde yüz güvenebileceğimiz bir kuramı kendisine öneremiyordum.

Öğrenciyi yanıtsız bırakmak olmazdı. Kendisine biraz pragmatik bir yaklaşım önerdim. Önerdiğim yaklaşımı sizlerle de paylaşmak istiyorum.


İş çevresini izleyin


Önce "iş çevresi" kavramının hangi bileşenlerden oluştuğunu bilmeye gereksinim var.

İş çevresi, çok genel anlamda, "faktör koşulları", "talep koşulları", "karşılıklı-bağımlılık ilişkileri", "rekabet sistemi ve rakip stratejileri"nden oluşur.

Bir iş çevresindeki değişimlerle ilgili bilgi gizli değildir. Bilgilerin çok büyük bir çoğunluğuna ulaşmak kolaydır. Yönetim tarzımızı belirleyecek olan "bilgileri anlama" düzeyimizdir.

Bilgiyi anlamak ve yarara dönüştürmek için, üç alana yatırım yapmış olmamız gerekir: Birincisi, sezgilerimizin geliştirilmesidir. Merak düzeyimiz yüksek, belli bir amaca ulaşmak için zamana kıyma sabrımız yeterli ise sezgilerimiz gelişir. Anlama, etken değil, edilgendir. Siz bir konuyu anlamak istemiyorsanız; hiç kimse size anlamanızı sağlayamaz. Siz ilgi duyarsanız, amaçlarınız netleşir. Ortamını bulduğunuz zaman; bilgiyi, anlamaya dönüştürebilirsiniz. İkincisi, temel bilgilerin yeterli olmasıdır. Bilgiye ulaşmada fırsat eşitliği artmış olmasına karşın, siz bilgiyi aramıyorsanız; ona erişmenizin imkanı da yoktur. Üçüncüsü, farkına varmaktır. Sezgilerinizle yakaladığınız, bilginizle sorguladığınız olguların nasıl işlediğini, ne gibi sonuçlar yarattığını, sizin için fırsat ve tehlikelerini saptar, gerekli alternatif stratejileri oluşturabilirsiniz.

İş çevresini anlayarak izlemek, geçerli olan kuramı yakalamamız için de bir fırsattır. Eğer etkili sonuçlar yaratabilecek bir yönetim tarzı yakalamak istiyorsak, ön-araştırmaları yapılmış, gündemi belirlenmiş, çerçevesi çizilmiş ve yaratmak istediği sonuçlar öngörülmüş tartışmalar yapmalıyız. Bu bağlamda, önce faktör koşullarını ele almalıyız.


Faktör koşullarındaki değişme


Üretim, doğadaki değerleri derlemek, onları dönüştürmek, üretilen mal ve hizmetin bir bölümünü tüketmek; diğer bölümünü, ihtiyacı olana ulaştırarak elde edeceğimiz birikimle, geleceği yaratmak için yatırıma dönüştürmektir. Klasik bir yaklaşımla, üretim yapabilmemiz için; insan, makine, malzeme, para, metot ve yönetim becerilerine ihtiyaç var. Bütün bu üretim girdilerinde nasıl bir değişim yaşandığını, hangi eğilimlerin baskın hale geldiğini, hangi fırsatların karşımıza çıktığını, olası tehlikelerin neler olduğunu sürekli sorgulamamız gerekir.

Örneğin bir uçak üreticisi isek, üretimde önemi giderek artan kompozitlerin nasıl bir gelişme gösterdiğini izlemeliyiz. O izleme sırasında, mesleki bir yayını titizlikle okuyorsak, hangi kuramsal çerçevenin işimize yarayacağına ilişkin ipuçlarını da yakalarız.

Ulaşabilirlik ve erişebilirliğin artması, ekonominin ağ kurumunda gelişmesi, faktörlerin akışlarını hızlandırmış, akış kanallarını farklılaştırmıştır. Bir işyerinin başarısı; tedarik zincirinin bütün halkalarında doğru algılama, etkin örgütlenme ve etkin sonuç yaratma üzerine kurulur.


Talep koşulları


Üretimde başarılı sonuçlar yaratmanın bir başka dayanağı talep koşullarındaki değişmelerin izlenmesidir.İnsanlar hem ulaşabilirliğin artması, hem de erişebilirlikteki olanakların gelişmesi nedeniyle,. Daha önce hiç akla gelmeyecek yerlerdeki mal ve hizmeti ellerinin menzili altına sokabiliyor.

Akışkanlıkların artması, talep yapısını değiştiriyor. Ayrıca, toplumların gelişme düzeyleri de yeni talepler yaratabiliyor. Eğer biz, sistemli bir biçimde talepleri izliyor; değişmezleri saptıyor, değişmeleri gözlüyor; değişmezlerle, değişmeler arasındaki hızın farkına varıyorsak; hangi bilgilerin işimize yarayacağının da farkına varırız.


Karşılıklı-bağımlılık ilişkileri


İçinden geçtiğimiz zaman kesitinde, ekonomiler enformasyon-odaklı, küresel ve ağ kurumuna dayalıdır. Oluşan yeni ağlar, aynı zamanda karşılıklı-bağımlılık ilişkilerinin felsefesini, yapısını, işlevini ve kültürünü de yaratır.

İnsanlar bir yandan uzayın sonsuz derinliklerine doğru uzanırken, bir yandan da giderek büzülen dünyada birbirleriyle daha yakın ilişkilere giriyor. Bu gelişme, hepimizin etkilenme çevresini değiştiriyor. Geniş anlamda girdi aldığımız ve girdi verdiğimiz yapılar yeniden oluşuyor.

İlişkili olduğumuz ağ kurumunu tanımak için kafa yormamışsak, bizi etkileyen kuramsal çerçeveyi algılayamayız; olup bitenleri iyi açıklama fırsatı yakalamamız imkansız hale gelir.


Rekabet sistemi ve rakip stratejileri


İşlerimizi etkin yapabilmenin gerek şartlarından bir diğeri de, rekabet sistemini iyi tanımak, o sistem içinde rakiplerimizin stratejilerini yakından izlemektir.

Üretim, ulaşım ve iletişim teknolojilerinin iç bütünlüğünün oluşturduğu kurumlar arasındaki ilişki, belli bir rekabet sistemi yaratır: Sistem, üretimin iç örgütlenmesini, endüstri-devlet ilişkilerini ve devletlerarası ilişkileri de belirler.

Örneğin, ABD bir yandan demokrasi ve insan hakları söylemini öne çıkarırken, öte yandan, ağırlıklı olarak petrol ihtiyacını güven altına almak için Irak'ta yüzlerce günahsız insanın ölümüne yol açan kirli bir savaş yürütüyor.

Rekabet sistemi ve rakip stratejileri her zaman ahlaki çerçevede yürümez. O nedenle, sistemin işleyişini yakından izlemek, gerekli alternatif tepki stratejilerini geliştirmek gerekiyor.


Son çözümlemede


Yönetim tarzını değiştirmek, subjektif niyetimize bağlı bir şey değildir. Yaşadığımız dünyada, bizim dışımızda oluşan, değiştirme imkanının olmadığı eğilimlerin etkisi altındayız. Eğilimleri anlamak, yarattıkları fırsatları en üst düzeyde değerlendirmek, tehlikeleri de en düşük maliyetle savuşturmak durumundayız.

Hayat içinde doğru bir konumlama yapabilmek için, önce dünya genelindeki değişmelerin ne olduğunu anlamaya yönelik bir ilgimizin olması gerekir. O ilgi bizi, iş çevresindeki değişmeleri anlamaya götürecektir. Değişmelerin niceliğini ve niteliğini kavradığımızda, kendi olanak ve kısıtlarımıza göre alabileceğimiz önlemleri almak da kolaylaşır.

Rüştü Bozkurt